Temuçin,
atlarının çalınması üzerine hırsızların peşine düşer. Hırsızlar Borçu'nun
olduğu obadan geçerek kaçarlar. Temuçin, Borçu’nun yardımıyla peşlerine düşer, hırsızları
öldürür ve atlarını geri alır. Temuçin
ve Borçu kan kardeşi (anda) olurlar ve aralarına hiçbir şeyin girmesine izin
vermeyeceklerine söz verirler. Borçu onunla obasına giderek ailesi ile tanışır.
Temuçin Moğol Hanı Yesügey’in oğludur. Babası öldüğünde onları destekleyen olmamıştır
ve sürgünde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Temuçin’in bundan sonra tek amacı
dağınık Moğol kabilelerini birleştirmek ve onların başına geçmektir. Bu yolda en
büyük yardımcısı Borçu olur. Ona çok güvenmektedir ve şunu demektedir. “Daha
ailem benim etrafımda toplanmamışken ve ben bir hiçken, Borçu bana katıldı, ailesini
terk etti. Onun vücudu benim kalkanım, onun okları benim irademdir. Hepiniz
Borçu gibi olun, onun malını ve makamını kıskanmayın, onu hepinizin üstüne
atadım.” Zamanla kazandığı başarıların yankısı bozkırda yayılır ve dün onu terk
edenler bugün atlılarının ve okçularının arasına katılırlar. Savaşlarla, yağmalarla,
ihanetlerle geçen yıllar sonunda Temuçin ülkede birliği sağlar. Tüm Moğolların hânı
olarak ilan edilir ve Cengiz adını alır. Korkaklara, halinden şikayet edenlere,
kararsızlara karşı çok serttir. Son kuvvetine kadar savaşanlara acıya ve
yorgunluğa tahammül edenlere kürkünü dahi verir, bütün acımasızlığına karşı çok
cömerttir ve paylaşmayı sever. Kendi oluşturduğu yasalara –han sülalesine
mensup olsalar bile- kayıtsız şartsız itaat ister. Asla paylaşamayacağı şeyler
ise atları, kadınları ve iktidarıdır. Borçu’nun aşık olduğunu bile bile güzelliğinin
ününü duyduğu Kulan adlı kadını Borçu’dan kendisine getirmesini ister. Kadın
yanına geldiğinde de Borçu’yu kadınına dokunmakla suçlar ve kovar. Bundan sonra
on beş yıl boyunca Cengiz Han ve Borçu birbirlerini görmezler. Artık her ikisi
de yaşlanmışlardır. Cengiz Han öldüğünde hiç kimsenin bilmediği bir yere
gömülür. Onun öldüğünü duyan Borçu için de veda vakti gelir. Onu bu dünyadan
Kulan uğurlar.
"Kitap okuru ölene kadar binlerce farklı hayat yaşar. Hiç kitap okumayan biri ise sadece tek bir hayat yaşar."
1 Ocak 2019 Salı
MOĞOL KURDU_Homeric
Etiketler:
borçu,
cengiz han,
homeric,
kitap özeti,
moğol kurdu,
temuçin
25 Aralık 2018 Salı
YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ_Aziz Nesin
✮✮✮
“Benim işime
yarar bir şey olunca, evet, o zaman bana yaşamıyorsun diyorlar ama kendi
işlerine gelince yaşıyorsun diyorlar.”
Kaybolan
nüfus kağıdını tekrar çıkartmak için nüfus müdürlüğüne giden ve 1915 yılında
Çanakkale'de şehit olduğunu, kütük defterine göre yaşamadığını öğrenen, okula
gitmek istediğinde yaşamayan, askere alınacaksa yaşayan, terhis edilecekken
yaşamayan, borç ödeyecekse yaşayan, miras alacaksa yaşamayan, vergi ödeyecekse
yaşayan, iş ararsa yaşamayan, dava açacaksa yaşamayan, tımarhaneye
kapatılacaksa yaşayan, evlenecekse yaşamayan Yaşar Yaşamaz’ın hapishanede koğuş
arkadaşlarına anlattığı yaşam öyküsüdür. Hapse ilk girdiğinde gariban bir halde
olan Yaşar Yaşamaz’ın zaman geçtikçe gözü açılır ve para kazanmanın çeşitli yollarını
bulur. Yaşar, düzene uyum sağlamayı öğrenir. Boynu bükük girdiği hapisten, iki
dirhem bir çekirdek çıkar.
21 Aralık 2018 Cuma
GÜNAHKAR_Tess Gerritsen
✮✮
Manastırda genç
bir rahibe vahşi şekilde öldürülmüştür. Yaşlı olan bir diğeri de ağır şekilde
yaralıdır. Bir süre sonra terk edilmiş bir binada, tanınmaması için elleri ve
ayakları kesilmiş, yüz derisi soyulmuş bir kadın cesedi bulunur. Bu cesedin
cüzzam hastası olduğu tespit edilir. Dedektif Jane Rizzoli bir yandan olayı soruştururken bir
yandan da onun için sürpriz olan hamileliği ile uğraşmaktadır. Adli Tıp Doktoru Maura Isless’in ise üç
yıldır görüşmediği eski eşi tekrar onunla iletişime geçerek kafasını
karıştırır. Geliş sebebinin aslında kendisi olmadığı ve neden olduğunu
öğrendiğinde aslında hiçbir şeyin düzelmediğini ve düzelemeyeceğini
anlayacaktır. Cüzzamlılar ile ilgili yoğunlaşan Jane Rizzoli Hindistan'ın bir
köyündeki yaşanan büyük bir dramı ortaya çıkartacak ve cinayetlerin bunlarla
ilişkisini bulacaktır.
13 Aralık 2018 Perşembe
KAZAKLAR_Tolstoy
✮✮✮
Moskova’da
sefahat içinde yaşayan Olenin, başarısız aşk hayatından, yapmacık ve ikiyüzlü
ilişkilerden, son zamanlarda kumar yüzünden artan borçlarından oldukça
bunalmıştır. Buradaki hayatını geride bırakmak, yeni bir hayata başlamak ister. Moskova'dan ayrılarak uzun bir yolculuğa çıkar. Uşağı Vanyuşa ile birlikte orduya katılır. Bağlı olduğu askeri birlikle
Kazakların bulunduğu Terek adlı bir köye giderler. Askerler bu köydeki evlerde
misafir olarak kalmaya başlarlar. Olenin de köyün en güzel kızı Marianka’nın
ailesine kiracı olur. Kazak karakolunda görev yapan Luka, Marianka’yla evlenmek
istemektedir. Çalışkan, cesur, yakışıklı, hayat dolu bir adam olan Luka bir
Abrek (Çeçen) öldürdüğünde ün kazanır ve Marianka’yla evleneceğine kesin
gözüyle bakılır. Olenin, Yeroşka adında bir avcıyla tanışır. Birlikte ava
çıkarlar, içerler. Çok iyi ahbap olurlar. Olenin burada çok huzurlu ve
mutludur. Ava çıkmak, doğayla iç içe olmak ona çok iyi gelir. Hayatının geri
kalanını burada geçirebileceğini düşünür. Marianka da bu güzelliği tamamlayan
bir dekordur onun gözünde. Fakat onun Luka ile nişanlanacağını öğrendiğinde bu
dekor bozuluverir. Marianka’ya aşık olduğunu fark eder. Onunla evlenmek
istediğini söyler. Ertesi gün de Marianka’nın ailesine gidip evlenme isteğini
bildirecektir. Fakat sabah uyandığında Abreklerin köye yakın bir bölgeye
geldiğini öğrenince Luka ve diğer Kazak askerlerle birlikte yola çıkar. Olenin
aslında çatışmaya katılmayı istemez, sadece Çeçenleri görmek için gider. Çatışma
sırasında Abreklerin hepsi öldürülür ve Luka da ağır yaralanır. Köye döndüklerinde Olenin, Marianka’yı
görmeye gider; fakat Marianka onu istemediğini söyleyerek tersler. Çünkü
birçok Kazak operasyonda ölmüştür ve Luka ise yaralıdır. Bunun üzerine kendisi
için hiçbir umut olmadığını anlayan, Marianka’yı her zamankinden daha çok seven,
onunsa kendisini hiç mi hiç sevmeyeceğini fark eden Olenin, Terek köyünden ayrılmak
üzere yola çıkar.
Etiketler:
kazaklar,
kitap özeti,
lev tolstoy,
olenin
11 Aralık 2018 Salı
BEYAZ GEMİ_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮✮
Mümin Dede,
ilerlemiş yaşına rağmen çalışmaya devam eden geleneklerine bağlı biridir. Kızı
ve damadı tarafından terk edilen torunu onlarla birliktedir. Dede ve torun
birbirine çok bağlıdır. Çocuk dedesinin anlattığı efsanelerle büyümüştür. Bunlardan
bir tanesi de Maral Ana efsanesidir. Bu efsaneye göre zamanında Kırgızlar ölen hanları için tören
düzenlerken kalleşçe bir saldırıya uğrarlar ve tüm Kırgızlar öldürülür. Fakat
tören sırasında ormana gitmiş olan bir kız ve bir de erkek çocuk sağ kalır.
Saldırganlar onları takip ederler. Yakaladıklarında ise öldürmek için uçurum
kenarına götürürler. Beyaz bir Maral Ana (geyik) çıkagelir ve çocukları
himayesine almak ister. Düşman, bugün himayesine aldığı çocukların bir gün gelip Maral Ana’nın soyunu öldüreceğini belirtir. Maral Ana buna rağmen
çocukları himayesine alır ve onları Isık Gölü kenarına kadar getirir. Burada
yeniden çoğalmalarını sağlar ve Kırgızlar ile Marallar barış içinde burada
yaşarlar. Fakat yıllar sonra insanlar Maral soyundan geldiklerini belli etmek
için arayış içine girerler ve gösteriş meraklısı iki kardeş beyaz bir maralı
öldürür ve boynuzlarını babalarının mezarının üzerine koyar. Böylece Maral
soyundan gelmenin simgesi bu olur. Bu çok ilgi görür ve insanlar maralları
öldürüp aynısını yapmaya başlar. Bunun üzerine sayıları oldukça azalan beyaz
marallar Isık Gölünü terk ederler ve o zamandan beri kimse beyaz maral görmemiştir.Dinlediği hikaye ve efsanelerle oldukça hayalperest büyüyen çocuk zamanını dedesinin
dürbününü alıp dağın eteklerinden Isık Gölünü izleyerek geçirir. Her gün aynı saatte
beyaz bir gemi gölde görünür ve geçip gider. Çocuk babasının o gemide
çalıştığını, kendisinin de başı insan vücudu balık olan bir canlıya dönüşerek
babasının yanına gittiğini hayal eder. Mümin dede,
damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiridir. Çocuğu olmadığı için sürekli Mümin Dedenin
kızı suçlar ve bu yüzden sürekli içer ve karısını döver. Mümin dede ise buna pek ses
çıkartamaz çünkü torunu büyüyene kadar çalışmak ve ona bakmak zorundadır. Orozkul,
kaçak tomruk satışı da yapmaktadır. İşlerin ters gittiği bir gün Orozkul yaşlı
adamı işten kovar. Kızını da boşadığını söyler. İşten atılan ve kızı tarafından
da suçlanan Mümin Dede rahatsızlanır. Dedesinin halini gören çocuk, Orozkul’dan
nefret eder ve Maral Ana’ya, bir bebek getirmesi için dua eder. Çocuğu
olunca Orozkul'un yumuşayacağını ve her şeyin düzeleceğini düşünür. Bu sırada da
rüyasında beyaz Maral Ana’nın boynuzunda bebek sepeti ile ona doğru geldiğini
görür ve mutlu olur. Daha sonrada çocuk beyaz maralları nehrin diğer yakasında
görünce her şeyin düzeleceğini düşünmeye başlar. Marallar ve Maral Ana geri
dönmüştür. Orozkul tomruk taşımak için kamyon ve adamları ile
gelir. Mümin dede de affedilmek umudu ile onlara yardımcı olur. Tam bu sırada
nehrin diğer tarafında maralları görürler. Çocuk hasta olduğu için o gün evde
kalır ve yatar. Uyandığında ise dışarda bir hareketlilik vardır. Ateş yakılmış
ve ziyafet hazırlanmaktadır. Mümin dedesi de çok içmiş ve pişman pişman ateşin
başında oturmaktadır. Çocuk ne olduğuna anlam veremez fakat kesik başı
gördüğünde donup kalır. Kesik baş bir Maral’a aittir ve Orozkul ile arkadaşları
onun etini yiyerek ziyafet yapmaktadır. Maral Ana efsanesiyle büyüyen çocuğun
tüm hayalleri ve umutları yıkılır. Artık burada daha fazla kalamayacağını anlar
ve balık olup beyaz gemiye yüzerek babasına ulaşma hayalini gerçekleştirmek
için nehrin kıyısına gelir ve kendini bırakır...
7 Aralık 2018 Cuma
NECİP FAZIL - HİKAYELERİM
✮✮✮
"En
dakik Şeriat mihengi" ne vurulduktan sonra bütünleştirilen ve
bütünleştirilecek olan eserleri üzerinde bu ölçüyü devam ettirmeye başlar ve en
titiz murakabeyi sürdürmek borcunu üstlenirken;
O'na...
Üstadımız, Güdücümüz, Varlık Vesilemiz'e...
Dost, düşman, sevgi, nefret;
"sema, toprak, güneş, dünya, Allah, Peygamber, kâinat
öğreticim"ize...
En yakıcı hasret; ve dayanılmaz yalnızlığımızı dayanılır hale getiren
"emanet"lerine sadakat yeminiyle..
Necip Fazıl Kısakürek'in 1925 yılından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde
yayınlanmış bütün hikâyeleri…
4 Aralık 2018 Salı
ELVEDA GÜLSARI_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮
Tanabay ilçeye
indiğinde, geceyi oğlunun evinde geçirmek niyetindeyken, gelininin söylediği
sözlere katlanamaz ve geç bir saatte emektar atı Gülsarı’nın çektiği arabasıyla
yola çıkar. Evine gece yarısı varacaktır ama işler planladığı gibi gitmez. Kendisi
gibi atı Gülsarı da yaşlanmıştır. Yolun yarısına varmadan Gülsarı olduğu yere
yığılır. Tanabay ıssız bir yerde kalmıştır. Hava da oldukça soğuktur. Bir ateş
yakar ve paltosunu da Gülsarı’nın üzerine örter. Gülsarı son nefesini verinceye
dek onun yanında bekler. Bu bekleyiş sırasında kimi tatlı kimi acı hatıralar
canlanır gözünde. Gülsarı’yı savaştan döndükten sonra at korosında çalışmaya
başladığında tanımıştır. Eşine ender rastlanacak değerli bir attır. Tanabay
onunla çok yarışlar kazanır. Çok uzaktan görenler bile onu zarif ve hızlı
koşuşundan tanırlar. Böyle meşhur olması üzerine parti ilçe başkanı onu binek
atı olarak ister. Tanabay karşı çıkacak durumda değildir. Gülsarı sürekli
kaçarak yılkıların arasına geri döner. Kaçmaması için ayakları demir
kementlerle bağlanır, iğdiş edilir. Tanabay
onu bu halde görünce kendine hakim olamaz ve onu bu hale getirenlere ağzına
geleni söyler. Tanabay koyun korosunda görevlendirilir. Yüz koyun için yüz
yirmi yavru büyütecek ve koyun başına üç kg yün temin edecektir. Normal şartlar
altında bile bunları gerçekleştirmesi çok zor iken o yıl kış erken gelir. Koyunlar
ardarda doğum yapmaya başlarlar. Fakat açlıktan ve buz gibi soğuktan dolayı koyunların
ve kuzuların birçoğu ölür. Ona koyunların kuzulayacakları zaman kullanması için
tahsis edilen ağılın viran durumda olması, hava şartlarının bozukluğu, yardım
için yanına verilen gençlerin işi bırakıp gitmeleri, her seferinde daha fazla
ürün isteyen merkez yöneticilerinin problemlerine ilgisiz
kalmaları moralini bozar. O günlerde teftişe gelen müfettişe patlar.
Müfettişe yetkililer olarak sadece konuştuklarını, problemin çözümüne dair kafa
yormadıklarını, hep daha fazla istemekten başka bir şey bilmediklerini söyler. Onlar
için “yeni efendi” der. Tanabay bu sözleri üzerine devrim düşmanlığıyla
suçlanır ve partiden atılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

