cengiz aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cengiz aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2019 Cumartesi

EBEDİ GELİN_Cengiz Aytmatov

✮✮
Yüzyıllardır anlatılan bir efsaneye göre düğününden bir gün önce kaçırılan gelin, hainlerin elinden kurtulur ve hakkındaki iftiralara dayanamayarak dağlarda kayıplara karışan sevgilisini bulmak için onun peşinden dağlara çıkar. Bağımsız bir gazeteci olan Arsen Samançin, Aydana adlı bir opera sanatçısına âşık olmuştur ve Aydana’nın, kendi uyarladığı Ebedi Gelin adlı operayı sahneye koyacağı günün hayalini kurmaktadır. Ancak Aydana, hem aşkına karşılık vermeyi bırakmış hem de zengin bir işadamının cazip teklifi sonucu operadan tamamen vazgeçip bir pop yıldızı olmuştur. Arsen, Aydana’nın popüler kültüre teslim olmasını kabullenemez. Acı ve ızdırap içinde olanları düşünürken yaban hayvanlarının avlanmasını sağlayan ve çok zengin turistlere hizmet sunan amcasının yardım isteğiyle köyüne gider. İki Arap turist yalnızca Kırgız Dağlarında bulunan kar parslarından avlamak için gelecektir. Arsen ise tercümanlık yapacaktır. Arsen kendini bambaşka bir planın içinde bulur. Kar parslarını avcılara yöneltmekle görevli olan sürenciler, iki Arap turisti rehin alıp fidye isteyeceklerini Arsen’e bildirirler. Arsen ya onlarla birlikte hareket edecek ya da öldürülecektir.

11 Aralık 2018 Salı

BEYAZ GEMİ_Cengiz Aytmatov

✮✮✮✮✮
Mümin Dede, ilerlemiş yaşına rağmen çalışmaya devam eden geleneklerine bağlı biridir. Kızı ve damadı tarafından terk edilen torunu onlarla birliktedir. Dede ve torun birbirine çok bağlıdır. Çocuk dedesinin anlattığı efsanelerle büyümüştür. Bunlardan bir tanesi de Maral Ana efsanesidir. Bu efsaneye göre zamanında Kırgızlar ölen hanları için tören düzenlerken kalleşçe bir saldırıya uğrarlar ve tüm Kırgızlar öldürülür. Fakat tören sırasında ormana gitmiş olan bir kız ve bir de erkek çocuk sağ kalır. Saldırganlar onları takip ederler. Yakaladıklarında ise öldürmek için uçurum kenarına götürürler. Beyaz bir Maral Ana (geyik) çıkagelir ve çocukları himayesine almak ister. Düşman, bugün himayesine aldığı çocukların bir gün gelip Maral Ana’nın soyunu öldüreceğini belirtir. Maral Ana buna rağmen çocukları himayesine alır ve onları Isık Gölü kenarına kadar getirir. Burada yeniden çoğalmalarını sağlar ve Kırgızlar ile Marallar barış içinde burada yaşarlar. Fakat yıllar sonra insanlar Maral soyundan geldiklerini belli etmek için arayış içine girerler ve gösteriş meraklısı iki kardeş beyaz bir maralı öldürür ve boynuzlarını babalarının mezarının üzerine koyar. Böylece Maral soyundan gelmenin simgesi bu olur. Bu çok ilgi görür ve insanlar maralları öldürüp aynısını yapmaya başlar. Bunun üzerine sayıları oldukça azalan beyaz marallar Isık Gölünü terk ederler ve o zamandan beri kimse beyaz maral görmemiştir.Dinlediği hikaye ve efsanelerle oldukça hayalperest büyüyen çocuk zamanını dedesinin dürbününü alıp dağın eteklerinden Isık Gölünü izleyerek geçirir. Her gün aynı saatte beyaz bir gemi gölde görünür ve geçip gider. Çocuk babasının o gemide çalıştığını, kendisinin de başı insan vücudu balık olan bir canlıya dönüşerek babasının yanına gittiğini hayal eder.  Mümin dede, damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiridir. Çocuğu olmadığı için sürekli Mümin Dedenin kızı suçlar ve bu yüzden sürekli içer ve karısını döver. Mümin dede ise buna pek ses çıkartamaz çünkü torunu büyüyene kadar çalışmak ve ona bakmak zorundadır. Orozkul, kaçak tomruk satışı da yapmaktadır. İşlerin ters gittiği bir gün Orozkul yaşlı adamı işten kovar. Kızını da boşadığını söyler. İşten atılan ve kızı tarafından da suçlanan Mümin Dede rahatsızlanır. Dedesinin halini gören çocuk, Orozkul’dan nefret eder ve Maral Ana’ya, bir bebek getirmesi için dua eder. Çocuğu olunca Orozkul'un yumuşayacağını ve her şeyin düzeleceğini düşünür. Bu sırada da rüyasında beyaz Maral Ana’nın boynuzunda bebek sepeti ile ona doğru geldiğini görür ve mutlu olur. Daha sonrada çocuk beyaz maralları nehrin diğer yakasında görünce her şeyin düzeleceğini düşünmeye başlar. Marallar ve Maral Ana geri dönmüştür. Orozkul tomruk taşımak için kamyon ve adamları ile gelir. Mümin dede de affedilmek umudu ile onlara yardımcı olur. Tam bu sırada nehrin diğer tarafında maralları görürler. Çocuk hasta olduğu için o gün evde kalır ve yatar. Uyandığında ise dışarda bir hareketlilik vardır. Ateş yakılmış ve ziyafet hazırlanmaktadır. Mümin dedesi de çok içmiş ve pişman pişman ateşin başında oturmaktadır. Çocuk ne olduğuna anlam veremez fakat kesik başı gördüğünde donup kalır. Kesik baş bir Maral’a aittir ve Orozkul ile arkadaşları onun etini yiyerek ziyafet yapmaktadır. Maral Ana efsanesiyle büyüyen çocuğun tüm hayalleri ve umutları yıkılır. Artık burada daha fazla kalamayacağını anlar ve balık olup beyaz gemiye yüzerek babasına ulaşma hayalini gerçekleştirmek için nehrin kıyısına gelir ve kendini bırakır...

4 Aralık 2018 Salı

ELVEDA GÜLSARI_Cengiz Aytmatov

✮✮✮✮
Tanabay ilçeye indiğinde, geceyi oğlunun evinde geçirmek niyetindeyken, gelininin söylediği sözlere katlanamaz ve geç bir saatte emektar atı Gülsarı’nın çektiği arabasıyla yola çıkar. Evine gece yarısı varacaktır ama işler planladığı gibi gitmez. Kendisi gibi atı Gülsarı da yaşlanmıştır. Yolun yarısına varmadan Gülsarı olduğu yere yığılır. Tanabay ıssız bir yerde kalmıştır. Hava da oldukça soğuktur. Bir ateş yakar ve paltosunu da Gülsarı’nın üzerine örter. Gülsarı son nefesini verinceye dek onun yanında bekler. Bu bekleyiş sırasında kimi tatlı kimi acı hatıralar canlanır gözünde. Gülsarı’yı savaştan döndükten sonra at korosında çalışmaya başladığında tanımıştır. Eşine ender rastlanacak değerli bir attır. Tanabay onunla çok yarışlar kazanır. Çok uzaktan görenler bile onu zarif ve hızlı koşuşundan tanırlar. Böyle meşhur olması üzerine parti ilçe başkanı onu binek atı olarak ister. Tanabay karşı çıkacak durumda değildir. Gülsarı sürekli kaçarak yılkıların arasına geri döner. Kaçmaması için ayakları demir kementlerle bağlanır, iğdiş edilir.  Tanabay onu bu halde görünce kendine hakim olamaz ve onu bu hale getirenlere ağzına geleni söyler. Tanabay koyun korosunda görevlendirilir. Yüz koyun için yüz yirmi yavru büyütecek ve koyun başına üç kg yün temin edecektir. Normal şartlar altında bile bunları gerçekleştirmesi çok zor iken o yıl kış erken gelir. Koyunlar ardarda doğum yapmaya başlarlar. Fakat açlıktan ve buz gibi soğuktan dolayı koyunların ve kuzuların birçoğu ölür. Ona koyunların kuzulayacakları zaman kullanması için tahsis edilen ağılın viran durumda olması, hava şartlarının bozukluğu, yardım için yanına verilen gençlerin işi bırakıp gitmeleri, her seferinde daha fazla ürün isteyen merkez yöneticilerinin problemlerine ilgisiz kalmaları moralini bozar. O günlerde teftişe gelen müfettişe patlar. Müfettişe yetkililer olarak sadece konuştuklarını, problemin çözümüne dair kafa yormadıklarını, hep daha fazla istemekten başka bir şey bilmediklerini söyler. Onlar için “yeni efendi” der. Tanabay bu sözleri üzerine devrim düşmanlığıyla suçlanır ve partiden atılır.

13 Kasım 2018 Salı

DİŞİ KURDUN RÜYALARI_Cengiz Aytmatov

✮✮✮✮
Mujunkum bozkırında yaşayan kurtlar Akbar ve Taşçaynar’ın baharda üç yavrusu olur. Akbar yavruları büyüyünce onlarla birlikte avlanacakları günlerin hayalini kurar. Bir gün bozkırdayken anne ve babasından uzaklaşan kurt yavruları ilk kez bir insanla karşılaşır. İnsan, yavruları sevmeye çalışırken Akbar büyük bir hızla insanın üstüne atlar. İnsanın  başını tutup yere çökmesi üzerine son anda ona saldırmaz ve üstünden atlar. Yavruların alıp uzaklaşır. Yavru kurtlar büyüdüğünde kalabalık sayga sürüsüyle dolu geniş bozkırda ilk avlarına çıkarlar. Harekete geçecekleri anda helikopter ve kamyonla gelen avcılar belirir. Binlerce sayga öldürülür. Akbar, Taşçaynar ve yavruları kaçan sayga sürüsünün arasında kalırlar. Yavrulardan kimi ayaklar altında ezilirken kimi avcılar tarafından vurulur. Bu katliamda yer alan kişilerden biri de Tanrı düşüncesini çağa uydurmak gerektiğini iddia ettiği için papaz okulundan kovulan Abdias’tır. Devamında Abdias’ı Mujunkum bozkırındaki sayga avına sürükleyen olaylar anlatılır. Yıllar önce bu bozkırda kurt yavrularını sevmek isterken annelerinden canını zor kurtaran Abdias, av sonrası kan gölünün ortasında, avcıları Tanrı’ya el açmaya, nedamet getirmeye davet edince dövülerek öldürülür. Bu arada Aldaş gölü civarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar'ın beş yavrusu daha olur. Ancak bölgenin altın bakımından zengin olduğu anlaşılınca insanlar bölgeye gelirler ve alanı temizlemek için yangın çıkarırlar. Yangının ortasında kalan kurtlar, yavrularını kaybederler. Kendileri göle atlayıp yüzerek kurtulurlar. Ala-mengü dağlarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar’ın burada dört yavrusu olur. Bu yavruların da akıbeti iyi olmaz. Yavruları yuvada bırakıp ava çıktıkları bir gün ormandan geçen çoban Bazarbay, yavru kurtların sesini duyar. Satıp para kazanmak için dört yavru kurdu alır. Yol üzerinde çoban Boston’un evinde geceyi geçirir. Yavrularının kokusunu takip eden Akbar ve Taşçaynar, Boston’un evine kadar gelirler. Bundan sonraki bütün geceler Akbar ve Taşçaynar sabaha kadar Boston'un evinin yakınlarında ulumaya başlarlar. Boston, Bazarbay’dan kurt yavruları alıp yuvalarına geri götürmek ister ama o, çoktan yavruları satıp parasını yemiştir. Akbar ve Taşçaynar, yavrularının intikamını almak istercesine insanlara ve sürülere saldırırlar. Boston, kurtları tuzağa düşürür. Taşçaynar’ı öldürür. Akbar kaçar. Uzun süre Akbar ortalıkta görünmez. Bahar geldiğinde Boston, adamlarıyla sürüleri yaylaya doğru yola çıkarır. Kendisi de peşlerinden gidecektir. İnsanların ve köpeklerin olmamasından faydalanan Akbar çiftliğe gelir. Boston’un iki yaşındaki oğlunu dişlerinin arasına alıp dağlara doğru kaçmaya başlar. Boston acıyla Akbar'ın peşine düşer. Oğluna zarar vermek korkusuyla ateş edip etmemek konusunda tereddütlüdür. Fakat Akbar’ın oğlunu alıp götürmesine izin vermeyecektir. Ateş eder ve Akbar’ı vurur. Yanlarına gittiğinde Akbar’ın, oğlunun göğsünü delip geçen kurşunla vurulduğunu görür. Dünyası başına yıkılır, gözyaşlarına boğulur. Kendine geldiğinde tüfeğini alır, atına atlar, bütün bunların sorumlusu olan Bazarbay'ı öldürür. Artık onun için yaşamanın bir anlamı kalmamıştır. İçinde yanan ateşi söndürmek için göle gider, dalgalara doğru ilerler...

10 Eylül 2017 Pazar

TOPRAK ANA_Cengiz Aytmatov

✮✮✮
Tolganay'ın hikayesini zaman zaman ziyarete geldiği tarlasıyla dertleşirken öğreniriz. Dedesinin borçları yüzünden erken yaşta toprakla tanışan Tolganay kendisi gibi toprak işçisi olan Suvankul'a aşık olur ve evlenirler. Tarlalarda çalışarak geçimlerini sağlarlar. Üç çocukları olur. Traktör sürmeyi öğrenen Suvankul, köye ilk traktörü getiren ekip başıdır. Aradan yıllar geçer. Çocuklar büyür. Kasım babasının izinden giderek biçerdöver sürücüsü olur. Maysalbek öğretmen olmak için, köy okulunu bitirince kente gider. En küçükleri Caynak komsomol (genç komünistler birliği) da  görevlidir. Bir süre sonra Kasım Aliman’la evlenir. Tolganay, Suvankul, Kasım ve Aliman hasat zamanlarını tarlada beraberce geçirirler, her şey yolundadır. Hayat onlar için güzel giderken, bir gün tarlaya gelen bir Rus askerinden savaş çıktığı haberini alırlar. Köydeki erkekler birer birer askere çağrılır. Ve bir gün Kasım'ın da askerlik çağrısı gelir. Bütün aile ne kadar üzülse de onu askere uğurlarlar. Aile daha sonra Maysalbek'ten de askere çağrıldığını öğrendikleri bir mektup alır. Savaş tüm hızıyla devam ederken, cephedeki erkek yetersizliğinden Suvankul da askere çağrılır. O günden sonra ekip başı görevi Tolganay'a verilir. Tolganay tüm zorluklara rağmen var gücüyle çalışır. Caynak zaman zaman eğitime çağrılan köyün genç delikanlıları arasındadır. Bir gün, anasına eğitime gittiğini söyleyerek cepheye gider. Evin bütün erkeklerini cepheye gönderen Tolganay, bir gün oğlu Kasım ve kocası Suvankul'un şehit olduğu haberini alır. Şehit haberleriyle perişan olan Tolganay ve gelini Aliman  hayata kaldığı yerden devam ederler. Ancak oğlu Maysalbek'ten  geri dönüşü olmayan bir göreve çıkacağına dair  umutsuz bir mektup alır. Uzun süre Caynak'dan da haber alamayınca onu da yitirdiğini düşünüp bütün umudunu kaybeder. Tolganay cephede kaybettiği tüm erkeklerinin acısını gelini Aliman ile dindirmeye çalışır, onu kızı gibi sahiplenir. Savaşın izleri yavaş yavaş silinmeye başlar. Zaferin gelmesi yakındır. Cephelerden evlerine dönen askerler, yeniden tarlalarda çalışmaya başlarlar. Tolganay gelini için endişelenmektedir. Onun evlenmesi gerektiğini düşünür. Ancak Aliman evlenmek istemez. Sonbahar aylarında sürü otlatmaya gelen bir çoban, Aliman'ı hamile bırakır. Ancak Tolganay bu durumu çok sonraları öğrenir. Aliman'ın doğumu yaklaştıkça Tolganay'a olan davranışları değişir. Tolganay bir gece Aliman'ı doğum sancıları içerisinde bulur. Aliman hastaneye giderken, yolda doğum yapar ancak ölür. Tolganay ismini Canbolat koyduğu torununu zorluklar içerisinde büyütür.

17 Ocak 2017 Salı

Gün Olur Asra Bedel_Cengiz Aytmatov

✮✮✮✮✮
Uçsuz bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde, trenlerin geçtiği küçük bir aktarma istasyonunda görevli iki arkadaştır, Yedigey ve Kazangap.
Kazangap, sağlığında, Kırgız efsanelerinin birinde adı geçen Nayman Ana (mankurt olan oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku dolu bir yürekle çalkalanan bir Kırgız anasıdır. Onun mücadelesi, trajediyle bitse de, sonraki yüzyıllarda yaşanacaklara âdeta geçmiş çağlardan, ötelerden bir uyarıdır) türbesinin yer aldığı Ana Beyit bölgesine gömülmek istediğini söylemiştir ve roman onun ölüm haberiyle başlar.Bir devenin sırtında Ana Beyit mezarlığına yol alan cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey'in bilincinde oluşur ve gelişir. Sarı Özek'teki istasyondan kutsal mezarlığa giden cenaze konvoyunun başını çeken Yedigey, can dostu Kazangap'la yaşadıklarını, bu kısa yolculuk sırasında geri dönüşlerle tekrar yaşar. Yedigey, koca ömrü, bir güne hatta saatlere sığdırır. Yedigey'in Kazangap'ı gömmek istediği yer, Nayman Ana'nın mezarı artık uzay üssüdür. Nöbetçiler, buranın askerî bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit'e girmesine izin vermek istemezler. Konvoy çaresizlik içinde, kutsal topraklardan uzaklaşır, başka bir yerde cenazeyi yaparak gömerler; ancak Kırgız geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek Yedigey’i çok rahatsız eder.