Yüzyıllardır
anlatılan bir efsaneye göre düğününden bir gün önce kaçırılan gelin, hainlerin
elinden kurtulur ve hakkındaki iftiralara dayanamayarak dağlarda kayıplara
karışan sevgilisini bulmak için onun peşinden dağlara çıkar. Bağımsız bir gazeteci
olan Arsen Samançin, Aydana adlı bir opera sanatçısına âşık olmuştur ve
Aydana’nın, kendi uyarladığı Ebedi Gelin adlı operayı sahneye koyacağı günün
hayalini kurmaktadır. Ancak Aydana, hem aşkına karşılık vermeyi bırakmış hem de
zengin bir işadamının cazip teklifi sonucu operadan tamamen vazgeçip bir pop
yıldızı olmuştur. Arsen, Aydana’nın popüler kültüre teslim olmasını kabullenemez.
Acı ve ızdırap içinde olanları düşünürken yaban hayvanlarının avlanmasını
sağlayan ve çok zengin turistlere hizmet sunan amcasının yardım isteğiyle
köyüne gider. İki Arap turist yalnızca Kırgız Dağlarında bulunan kar parslarından
avlamak için gelecektir. Arsen ise tercümanlık yapacaktır. Arsen kendini
bambaşka bir planın içinde bulur. Kar parslarını avcılara yöneltmekle görevli
olan sürenciler, iki Arap turisti rehin alıp fidye isteyeceklerini Arsen’e
bildirirler. Arsen ya onlarla birlikte hareket edecek ya da öldürülecektir.
"Kitap okuru ölene kadar binlerce farklı hayat yaşar. Hiç kitap okumayan biri ise sadece tek bir hayat yaşar."
cengiz aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cengiz aytmatov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Nisan 2019 Cumartesi
11 Aralık 2018 Salı
BEYAZ GEMİ_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮✮
Mümin Dede,
ilerlemiş yaşına rağmen çalışmaya devam eden geleneklerine bağlı biridir. Kızı
ve damadı tarafından terk edilen torunu onlarla birliktedir. Dede ve torun
birbirine çok bağlıdır. Çocuk dedesinin anlattığı efsanelerle büyümüştür. Bunlardan
bir tanesi de Maral Ana efsanesidir. Bu efsaneye göre zamanında Kırgızlar ölen hanları için tören
düzenlerken kalleşçe bir saldırıya uğrarlar ve tüm Kırgızlar öldürülür. Fakat
tören sırasında ormana gitmiş olan bir kız ve bir de erkek çocuk sağ kalır.
Saldırganlar onları takip ederler. Yakaladıklarında ise öldürmek için uçurum
kenarına götürürler. Beyaz bir Maral Ana (geyik) çıkagelir ve çocukları
himayesine almak ister. Düşman, bugün himayesine aldığı çocukların bir gün gelip Maral Ana’nın soyunu öldüreceğini belirtir. Maral Ana buna rağmen
çocukları himayesine alır ve onları Isık Gölü kenarına kadar getirir. Burada
yeniden çoğalmalarını sağlar ve Kırgızlar ile Marallar barış içinde burada
yaşarlar. Fakat yıllar sonra insanlar Maral soyundan geldiklerini belli etmek
için arayış içine girerler ve gösteriş meraklısı iki kardeş beyaz bir maralı
öldürür ve boynuzlarını babalarının mezarının üzerine koyar. Böylece Maral
soyundan gelmenin simgesi bu olur. Bu çok ilgi görür ve insanlar maralları
öldürüp aynısını yapmaya başlar. Bunun üzerine sayıları oldukça azalan beyaz
marallar Isık Gölünü terk ederler ve o zamandan beri kimse beyaz maral görmemiştir.Dinlediği hikaye ve efsanelerle oldukça hayalperest büyüyen çocuk zamanını dedesinin
dürbününü alıp dağın eteklerinden Isık Gölünü izleyerek geçirir. Her gün aynı saatte
beyaz bir gemi gölde görünür ve geçip gider. Çocuk babasının o gemide
çalıştığını, kendisinin de başı insan vücudu balık olan bir canlıya dönüşerek
babasının yanına gittiğini hayal eder. Mümin dede,
damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiridir. Çocuğu olmadığı için sürekli Mümin Dedenin
kızı suçlar ve bu yüzden sürekli içer ve karısını döver. Mümin dede ise buna pek ses
çıkartamaz çünkü torunu büyüyene kadar çalışmak ve ona bakmak zorundadır. Orozkul,
kaçak tomruk satışı da yapmaktadır. İşlerin ters gittiği bir gün Orozkul yaşlı
adamı işten kovar. Kızını da boşadığını söyler. İşten atılan ve kızı tarafından
da suçlanan Mümin Dede rahatsızlanır. Dedesinin halini gören çocuk, Orozkul’dan
nefret eder ve Maral Ana’ya, bir bebek getirmesi için dua eder. Çocuğu
olunca Orozkul'un yumuşayacağını ve her şeyin düzeleceğini düşünür. Bu sırada da
rüyasında beyaz Maral Ana’nın boynuzunda bebek sepeti ile ona doğru geldiğini
görür ve mutlu olur. Daha sonrada çocuk beyaz maralları nehrin diğer yakasında
görünce her şeyin düzeleceğini düşünmeye başlar. Marallar ve Maral Ana geri
dönmüştür. Orozkul tomruk taşımak için kamyon ve adamları ile
gelir. Mümin dede de affedilmek umudu ile onlara yardımcı olur. Tam bu sırada
nehrin diğer tarafında maralları görürler. Çocuk hasta olduğu için o gün evde
kalır ve yatar. Uyandığında ise dışarda bir hareketlilik vardır. Ateş yakılmış
ve ziyafet hazırlanmaktadır. Mümin dedesi de çok içmiş ve pişman pişman ateşin
başında oturmaktadır. Çocuk ne olduğuna anlam veremez fakat kesik başı
gördüğünde donup kalır. Kesik baş bir Maral’a aittir ve Orozkul ile arkadaşları
onun etini yiyerek ziyafet yapmaktadır. Maral Ana efsanesiyle büyüyen çocuğun
tüm hayalleri ve umutları yıkılır. Artık burada daha fazla kalamayacağını anlar
ve balık olup beyaz gemiye yüzerek babasına ulaşma hayalini gerçekleştirmek
için nehrin kıyısına gelir ve kendini bırakır...
4 Aralık 2018 Salı
ELVEDA GÜLSARI_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮
Tanabay ilçeye
indiğinde, geceyi oğlunun evinde geçirmek niyetindeyken, gelininin söylediği
sözlere katlanamaz ve geç bir saatte emektar atı Gülsarı’nın çektiği arabasıyla
yola çıkar. Evine gece yarısı varacaktır ama işler planladığı gibi gitmez. Kendisi
gibi atı Gülsarı da yaşlanmıştır. Yolun yarısına varmadan Gülsarı olduğu yere
yığılır. Tanabay ıssız bir yerde kalmıştır. Hava da oldukça soğuktur. Bir ateş
yakar ve paltosunu da Gülsarı’nın üzerine örter. Gülsarı son nefesini verinceye
dek onun yanında bekler. Bu bekleyiş sırasında kimi tatlı kimi acı hatıralar
canlanır gözünde. Gülsarı’yı savaştan döndükten sonra at korosında çalışmaya
başladığında tanımıştır. Eşine ender rastlanacak değerli bir attır. Tanabay
onunla çok yarışlar kazanır. Çok uzaktan görenler bile onu zarif ve hızlı
koşuşundan tanırlar. Böyle meşhur olması üzerine parti ilçe başkanı onu binek
atı olarak ister. Tanabay karşı çıkacak durumda değildir. Gülsarı sürekli
kaçarak yılkıların arasına geri döner. Kaçmaması için ayakları demir
kementlerle bağlanır, iğdiş edilir. Tanabay
onu bu halde görünce kendine hakim olamaz ve onu bu hale getirenlere ağzına
geleni söyler. Tanabay koyun korosunda görevlendirilir. Yüz koyun için yüz
yirmi yavru büyütecek ve koyun başına üç kg yün temin edecektir. Normal şartlar
altında bile bunları gerçekleştirmesi çok zor iken o yıl kış erken gelir. Koyunlar
ardarda doğum yapmaya başlarlar. Fakat açlıktan ve buz gibi soğuktan dolayı koyunların
ve kuzuların birçoğu ölür. Ona koyunların kuzulayacakları zaman kullanması için
tahsis edilen ağılın viran durumda olması, hava şartlarının bozukluğu, yardım
için yanına verilen gençlerin işi bırakıp gitmeleri, her seferinde daha fazla
ürün isteyen merkez yöneticilerinin problemlerine ilgisiz
kalmaları moralini bozar. O günlerde teftişe gelen müfettişe patlar.
Müfettişe yetkililer olarak sadece konuştuklarını, problemin çözümüne dair kafa
yormadıklarını, hep daha fazla istemekten başka bir şey bilmediklerini söyler. Onlar
için “yeni efendi” der. Tanabay bu sözleri üzerine devrim düşmanlığıyla
suçlanır ve partiden atılır.
13 Kasım 2018 Salı
DİŞİ KURDUN RÜYALARI_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮
Mujunkum bozkırında yaşayan
kurtlar Akbar ve Taşçaynar’ın baharda üç yavrusu olur. Akbar yavruları büyüyünce
onlarla birlikte avlanacakları günlerin hayalini kurar. Bir gün bozkırdayken anne
ve babasından uzaklaşan kurt yavruları ilk kez bir insanla karşılaşır. İnsan,
yavruları sevmeye çalışırken Akbar büyük bir hızla insanın üstüne atlar.
İnsanın başını tutup yere çökmesi üzerine
son anda ona saldırmaz ve üstünden atlar. Yavruların alıp uzaklaşır. Yavru
kurtlar büyüdüğünde kalabalık sayga sürüsüyle dolu geniş bozkırda ilk avlarına
çıkarlar. Harekete geçecekleri anda helikopter ve kamyonla gelen avcılar belirir.
Binlerce sayga öldürülür. Akbar, Taşçaynar ve yavruları kaçan sayga sürüsünün
arasında kalırlar. Yavrulardan kimi ayaklar altında ezilirken kimi avcılar
tarafından vurulur. Bu katliamda yer alan kişilerden biri de Tanrı düşüncesini
çağa uydurmak gerektiğini iddia ettiği için papaz okulundan kovulan Abdias’tır.
Devamında Abdias’ı Mujunkum bozkırındaki sayga avına sürükleyen olaylar
anlatılır. Yıllar önce bu bozkırda kurt yavrularını sevmek isterken
annelerinden canını zor kurtaran Abdias, av sonrası kan gölünün ortasında,
avcıları Tanrı’ya el açmaya, nedamet getirmeye davet edince dövülerek
öldürülür. Bu arada Aldaş gölü civarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar'ın beş
yavrusu daha olur. Ancak bölgenin altın bakımından zengin olduğu anlaşılınca
insanlar bölgeye gelirler ve alanı temizlemek için yangın çıkarırlar. Yangının
ortasında kalan kurtlar, yavrularını kaybederler. Kendileri göle atlayıp yüzerek
kurtulurlar. Ala-mengü dağlarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar’ın burada dört
yavrusu olur. Bu yavruların da akıbeti iyi olmaz. Yavruları yuvada bırakıp ava
çıktıkları bir gün ormandan geçen çoban Bazarbay, yavru kurtların sesini duyar.
Satıp para kazanmak için dört yavru kurdu alır. Yol üzerinde çoban Boston’un
evinde geceyi geçirir. Yavrularının kokusunu takip eden Akbar ve Taşçaynar,
Boston’un evine kadar gelirler. Bundan sonraki bütün geceler Akbar ve
Taşçaynar sabaha kadar Boston'un evinin yakınlarında ulumaya başlarlar. Boston, Bazarbay’dan kurt yavruları alıp
yuvalarına geri götürmek ister ama o, çoktan yavruları satıp parasını yemiştir.
Akbar ve Taşçaynar, yavrularının intikamını almak istercesine insanlara ve
sürülere saldırırlar. Boston, kurtları tuzağa düşürür. Taşçaynar’ı öldürür. Akbar
kaçar. Uzun süre Akbar ortalıkta görünmez. Bahar geldiğinde Boston, adamlarıyla
sürüleri yaylaya doğru yola çıkarır. Kendisi de peşlerinden gidecektir. İnsanların
ve köpeklerin olmamasından faydalanan Akbar çiftliğe gelir. Boston’un iki
yaşındaki oğlunu dişlerinin arasına alıp dağlara doğru kaçmaya başlar. Boston
acıyla Akbar'ın peşine düşer. Oğluna zarar vermek korkusuyla ateş edip etmemek
konusunda tereddütlüdür. Fakat Akbar’ın oğlunu alıp götürmesine izin
vermeyecektir. Ateş eder ve Akbar’ı vurur. Yanlarına gittiğinde Akbar’ın, oğlunun göğsünü delip geçen kurşunla vurulduğunu görür. Dünyası başına yıkılır,
gözyaşlarına boğulur. Kendine geldiğinde tüfeğini alır, atına atlar, bütün bunların
sorumlusu olan Bazarbay'ı öldürür. Artık onun için yaşamanın bir anlamı
kalmamıştır. İçinde yanan ateşi söndürmek için göle gider, dalgalara doğru
ilerler...
10 Eylül 2017 Pazar
TOPRAK ANA_Cengiz Aytmatov
✮✮✮
Tolganay'ın
hikayesini zaman zaman ziyarete geldiği tarlasıyla dertleşirken öğreniriz. Dedesinin
borçları yüzünden erken yaşta toprakla tanışan Tolganay kendisi gibi toprak
işçisi olan Suvankul'a aşık olur ve evlenirler. Tarlalarda çalışarak
geçimlerini sağlarlar. Üç çocukları olur. Traktör sürmeyi öğrenen Suvankul,
köye ilk traktörü getiren ekip başıdır. Aradan yıllar geçer. Çocuklar
büyür. Kasım babasının izinden giderek biçerdöver sürücüsü olur. Maysalbek
öğretmen olmak için, köy okulunu bitirince kente gider. En küçükleri Caynak
komsomol (genç komünistler birliği) da
görevlidir. Bir süre sonra Kasım Aliman’la evlenir. Tolganay, Suvankul,
Kasım ve Aliman hasat zamanlarını tarlada beraberce geçirirler, her şey
yolundadır. Hayat onlar için güzel giderken, bir gün tarlaya gelen bir Rus
askerinden savaş çıktığı haberini alırlar. Köydeki erkekler birer birer askere
çağrılır. Ve bir gün Kasım'ın da askerlik çağrısı gelir. Bütün aile ne kadar
üzülse de onu askere uğurlarlar. Aile daha sonra Maysalbek'ten de askere
çağrıldığını öğrendikleri bir mektup alır. Savaş tüm hızıyla devam ederken,
cephedeki erkek yetersizliğinden Suvankul da askere çağrılır. O günden sonra
ekip başı görevi Tolganay'a verilir. Tolganay tüm zorluklara rağmen var gücüyle
çalışır. Caynak zaman zaman eğitime çağrılan köyün genç delikanlıları
arasındadır. Bir gün, anasına eğitime gittiğini söyleyerek cepheye gider. Evin
bütün erkeklerini cepheye gönderen Tolganay, bir gün oğlu Kasım ve kocası
Suvankul'un şehit olduğu haberini alır. Şehit haberleriyle perişan olan
Tolganay ve gelini Aliman hayata kaldığı
yerden devam ederler. Ancak oğlu Maysalbek'ten geri dönüşü olmayan bir göreve çıkacağına dair
umutsuz bir mektup alır. Uzun süre
Caynak'dan da haber alamayınca onu da yitirdiğini düşünüp bütün umudunu
kaybeder. Tolganay cephede kaybettiği tüm erkeklerinin acısını gelini Aliman
ile dindirmeye çalışır, onu kızı gibi sahiplenir. Savaşın izleri yavaş yavaş
silinmeye başlar. Zaferin gelmesi yakındır. Cephelerden evlerine dönen
askerler, yeniden tarlalarda çalışmaya başlarlar. Tolganay gelini için
endişelenmektedir. Onun evlenmesi gerektiğini düşünür. Ancak Aliman evlenmek
istemez. Sonbahar aylarında sürü otlatmaya gelen bir çoban, Aliman'ı hamile
bırakır. Ancak Tolganay bu durumu çok sonraları öğrenir. Aliman'ın doğumu
yaklaştıkça Tolganay'a olan davranışları değişir. Tolganay bir gece Aliman'ı
doğum sancıları içerisinde bulur. Aliman hastaneye giderken, yolda doğum yapar
ancak ölür. Tolganay ismini Canbolat koyduğu torununu zorluklar içerisinde
büyütür.
17 Ocak 2017 Salı
Gün Olur Asra Bedel_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮✮
Uçsuz
bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde,
trenlerin geçtiği küçük bir aktarma istasyonunda görevli iki arkadaştır,
Yedigey ve Kazangap.
Kazangap,
sağlığında, Kırgız efsanelerinin birinde adı geçen Nayman Ana (mankurt olan
oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku dolu bir yürekle çalkalanan bir Kırgız
anasıdır. Onun mücadelesi, trajediyle bitse de, sonraki yüzyıllarda
yaşanacaklara âdeta geçmiş çağlardan, ötelerden bir uyarıdır) türbesinin yer
aldığı Ana Beyit bölgesine gömülmek istediğini söylemiştir ve roman onun ölüm
haberiyle başlar.Bir devenin sırtında Ana Beyit mezarlığına yol alan cenaze
konvoyunun en önünde giden Yedigey'in bilincinde oluşur ve gelişir. Sarı
Özek'teki istasyondan kutsal mezarlığa giden cenaze konvoyunun başını çeken
Yedigey, can dostu Kazangap'la yaşadıklarını, bu kısa yolculuk sırasında geri
dönüşlerle tekrar yaşar. Yedigey, koca ömrü, bir güne hatta saatlere sığdırır. Yedigey'in
Kazangap'ı gömmek istediği yer, Nayman Ana'nın mezarı artık uzay üssüdür.
Nöbetçiler, buranın askerî bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana
Beyit'e girmesine izin vermek istemezler. Konvoy çaresizlik içinde, kutsal
topraklardan uzaklaşır, başka bir yerde cenazeyi yaparak gömerler; ancak Kırgız
geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek Yedigey’i çok
rahatsız eder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


