stefan zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stefan zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2020 Perşembe

AMOK KOŞUCUSU_Stefan Zweig


✮✮✮✮ 

Anlatıcımız Hindistan’dan Avrupa’ya yolculuk yaptığı gemide odasından ancak sessiz ve serin olduğundan dolayı geceleri çıkmaktadır. Bir gece geminin gözlerden uzak bir yerinde yalnız olmadığını fark eder. Birkaç sohbet onların arkadaşlıklarına vesile olur. Bu adam yaşadıklarını ve sırlarını anlatmaya başlar. Küçük bir kasabada doktorluk yaparken bir kadın onunla konuşmaya gelir. Varlıklı, asil bir kadındır ve oldukça gururludur. Kocasından olmayan bir bebek taşımaktadır. Yakında kocası uzun bir yolculuktan dönecektir ve o gelmeden hamileliğini sonlandırmalıdır. Doktor ise onun boyun eğmez ve kendisini satın almaya çalışan tavrından hoşlanmaz ve rica etmesini sağlamaya çalışır. Hatta başka bir şekilde kendisine teslim olmasını ima eder.  Kadın sert bir ifadeyle reddeder ve orayı terk eder. Yardıma ihtiyacı olduğu halde kadına yardım etmediği için kendini suçlu hisseden doktor bunun üzerine her yerde kadını aramaya başlar. Onun peşinden şehre gelir. Yardım etmek istediğini ve bebeği alacağını söylese de artık kadın ona güvenmez. Şehrin arka mahallelerinin birine, şartları oldukça kötü olan bir yere bebeğini aldırmaya gider. Fakat yanlış müdahale ile çok fazla kan kaybeder. Durumu öğrenen doktor kadının yanına gider fakat yapılacak bir şey kalmamıştır. Kadının doktordan son isteği ölümünden sonra onurunun korunmasıdır.

16 Şubat 2020 Pazar

BİR KADININ HAYATINDAN 24 SAAT_Stefan Zweig

✮✮✮
19.yy’da tatil bölgesindeki bir pansiyonda farklı milletlere mensup zenginler yaşamaktadır. Pansiyona genç, yakışıklı, kibar bir genç yerleşir. Herkesin ilgisini çeker. Bir süre sonra bu genç ve Lyonlu şişman bir iş adamının iki çocuklu karısı olan otuz üç yaşındaki  Henriette ortadan kaybolurlar. Bu olay pansiyondaki herkesi şaşkına çevirir. Henriette, fahişe ruhlu bir kadın olmakla itham edilirken anlatıcımız onu savunur. Tartışma büyünce herkesin saygı duyduğu Mrs.C. anlatıcıya destek verir. Aynı fikirde buluşmaları onları yaklaştırır. Mrs C’nin de gençliğinde böyle bir olay başından geçmiştir. Artık geçmişte kalan fakat etkilerini şimdi bile yaşadığı bir olaydan kurtulabilmek maksadıyla yaşamının yirmi dört saatini anlatıcıyla paylaşır.  

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU_Stefan Zweig

✮✮✮
Tanınmış bir yazar olan Bay R, doğum gününde, üzerinde yazanın adı olmayan nereden gönderildiği belirsiz bir mektup alır. Mektup şu cümle ile başlar: “Sana, beni asla tanımamış olan sana… Bu mektup sana ulaştığında ben hayatta olmayacağım.“ Mektup oğlunun ölümü ile çok sarsılan ve kendisinin de ölümün eşiğinde olduğunu bilen bir kadın tarafından yazılmıştır. Kadın henüz on üç yaşlarında bir kızken genç yazar onların karşısındaki daireye taşınmıştır. Yazarı gizliden gizliye takip ettiğini, bir kez uşağına yardım etme bahanesiyle yazarın evine girdiğini, zaman zaman evine gelen kız arkadaşlarına karşı düşmanca hisler beslediğini anlatır mektubunda. Annesinin evliliği nedeniyle iki yıl şehirden uzaklaşsa da geri döner. Neredeyse her gün çalıştığı mağazadan çıkar çıkmaz yazarın evinin önüne gelip hep onu bekler. Birkaç gün sonra yazar o genç kızı fark eder fakat onu hatırlamamıştır. Birkaç görüşmeden sonra kız geceyi yazarın evinde geçirir. Genç kız hamile kalır ama kabul görmeyeceğini düşünerek yazarı haberdar etmez. Kimsesizler evine yerleşerek doğumu orada yapar. Yoksul ve beş parasızdır. Çocuğuna iyi bakabilmek için zengin adamlar ile birlikte olmaya başlar. Birçok evlenme teklifi aldığı halde hiçbirini kabul etmez çünkü yazar ona geldiğinde tamamen serbest olmak istemektedir. Zengin erkeklerle birlikte olduğundan bakımlı ve arzulanır bir kadın da olmuştur. Bir dans kulübünde karşılaştıklarında kadından gözlerini alamayan yazar onu evine davet eder. Gecenin sonunda yazar yine kadını hatırlamamıştır. Çok üzülmesine rağmen kadın hiçbir şey söylemez. Yazar bir seyahate çıkacağını ve dönüşte onu arayacağını söyleyerek kadınla vedalaşır. Kadın umutla beklemiş ama yazar onu hiç aramamıştır.

21 Mayıs 2019 Salı

SATRANÇ_Stefan Zweig

✮✮✮✮
Dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, New York'tan Buenos Aires'e giden bir gemide bulunmaktadır. Büyük bir şöhrete ulaşmış olmasına rağmen her konuda evrensel bir bilgisizlik içinde olduğu söylenir. Satranç dışında cahil, kaba saba, kendini beğenmiş bir tavırdadır. Açık vermemek için gazetecilerle veya çevresindeki insanlarla satranç dışında hiç konuşmamaktadır. Gün geçtikçe gemideki yolcular arasında bir satranç şampiyonu olduğu duyulmaya başlar. Bunu duyan petrol zengini olan McConnor, Czentovic'e para karşılığı bir el satranç oynamayı teklif eder. Dört beş kişilik bir ekiple oynadıkları ilk oyunu kaybederler. Yenilgiyi hazmedemeyen McConnor, Czentovic'e bir el daha teklif eder. Yeniden yenilgiye doğru giderlerken beklenmedik biri çıkagelir. Yapacakları hamlenin yanlış olduğunu, eğer bu hamleyi yaparlarsa birkaç hamle sonra yenileceklerini söyleyerek onları yönlendirir ve oyun berabere biter. McConner, adının Dr. B. olduğunu öğrendiği kişiye bir el tek başına Czentovic ile oynamasını, parasını kendinin ödeyeceğini söyler. Fakat Dr.B. utangaç ve pişman bir halde bunun imkansız olduğunu, 25 yıldır hiç satranç oynamadığını söyleyerek oradan ayrılır. Onu ikna etmesi için ekipten birini yanına gönderirler. Bu kişi Dr. B’nin hikayesini öğrenir.
Dr. B, seneler önce, babasıyla bir avukatlık bürosu işletirken, hükumetten gizli işler yaptığı gerekçesiyle tutuklanır. Yahudi olmasına rağmen çalışma kamplarına gönderilmez. Önemli bilgilere sahip olduğu düşünüldüğü için sürekli sorgulanır. Mekan ve zaman mefhumu kaybolur. Bir gün sorgu için beklediği odadaki askıda duran bir asker montunun içinde bir kitap görür ve onu çalar. Çok mutludur, zira geçen onca zamandan sonra ilk defa beynini çalıştıracak bir aktivitesi olmuştur. Hücresine geldiğinde kitabı açar ve onun bir satranç oyunları kitabı olduğunu görür. Başta hayal kırıklığına uğrasa da, sonraları ekmek içinden yaptığı taşları ve satranç tahtası olarak kullandığı kareli yatak örtüsü ile kitaptaki tüm oyunları oynamaya başlar. Zamanla tahta ve taşlara da ihtiyaç duymadan zihninde satranç oynamaya başlar. Fakat bir süre sonra bu bir saplantı halini almaya başlar. Tüm zamanını satranç oynayarak geçirmeye ve kendi kendisiyle oynamaya başlar. Lakin bu kez de kendi kendiyle oynarken yenildiğinde kendine kızmaya başlar. Oynarken gereğinden fazla heyecanlanmaktadır. Bir seferinde yine kendine karşı kaybedince sinir krizi geçirir ve eliyle camı kırarak elini keser. Sonra da hastaneye kaldırılır. Doktorun yardımıyla serbest bırakılır. Artık özgürdür, fakat bir daha satranç oynamamaya kararlıdır.
Israrlara dayanamayan Dr. B, Czentovic ile oynamayı kabul eder. İlk oyunda yenileceğini anlayan Czentovic pes eder. Bir el daha oynamak ister. İkinci oyunda ise Dr.B. gereğinden fazla heyecanlanmaya başlamıştır. Sinir krizi geçireceğini anlayınca kendine gelir ve oyunu bırakır.

4 Ekim 2017 Çarşamba

ACIMAK_Stefan Zweig

✮✮✮✮

Teğmen Holfmiller bir arkadaşının aracılığıyla  Kekesfalva Villasına davet edilir. Askerlik yaşamı onun insanlarla ilişkilerinin zayıf olmasına sebep olmuştur. Fakat davetteki nefis yemekler, içki, neşeli sohbet onun da açılmasını sağlar. Teğmen burada herkesle dans eder. Yalnız evin sahibinin kızıyla dans etmeyi unutmuştur. Onun yanına giderek dansa davet eder. Bu davet üzerine sinir krizi geçiren Edith’le böyle tanışır. Edith küçük yaşta geçirdiği bir hastalık sonucu yürüyememektedir. Uzun süredir devam eden ve sonuca ulaşamayan tedaviler onu oldukça  yıpratmıştır. Teğmen vicdan azabı nedeniyle af dilemek için Edith’i ziyaret eder. Oldukça iyi karşılanır. Teğmen sık sık onun ziyaretine gelmeye başlar. Onun gelişi dış dünyadan kopuk yaşayan Edith’in hayatında büyük bir değişim getirir. Teğmen, Edith’in doktoru Kondor’un anlattıklarıyla Kekesfalva’nın dolandıracağı kadına aşık olduğunu, onunla evlenerek konağa ve zenginliğe kavuştuğunu öğrenir. Kekesfalva daha sonra değişmiş, eşinin güvenine layık olmak için dürüst bir yaşam kurmuştur. Fakat halk arasında dedikodular oldukça yaygındır. Kanser olan karısının tedavisi için büyük bir servet harcasa da eşi ölmüştür. Şimdi de kızının iyileşmesi için her yolu denemektedir ve bir umut için her şeyini feda edebilecek güçtedir. Bir zaman sonra Teğmen, Edith’in aşk itirafıyla şaşkına döner. Ona sadece merhamet duymaktadır. Onun bir kadın olduğunun bile farkında değildir. Ne onun aşkını kabul edecek duyguları ne de onu reddedebilecek cesareti vardır. Kondor reddedilmenin Edith için bir felakete sebep olacağını, Teğmenin onun ölümünden sorumlu olacağını söyler. Kekesfalva’nın da kızıyla ilgili yalvarışları üzerine merhametine yenilen Teğmen, Edith’le nişanlanır. Fakat arkadaşları bunu duyduğunda -zenginliği için sakat bir kızla evleneceğini düşünecekleri için- alelacele nişanı inkar eder. Nişanın gerçek olduğunu duyduklarında arkadaşlarının, nişanı inkar ettiğini duyduklarında Kekesfalva ve Edith’in yüzüne bakamayacaktır. İntihar ederek bu onursuzluktan kurtulmaya karar verir. Akıl aldığı komutanı onu başka bir yere naklettirir. O ayrılır ayrılmaz Edith’in intihar ettiğini, kısa bir süre sonra babasının da öldüğünü öğrenir. Vicdan azabıyla kıvranan Teğmen için o arada başlayan dünya savaşı bir kurtuluş  olmuştur. Dört yıl sonunda üstün cesaret madalyasıyla geri döner. Savaşta gördüğü ve yaşadığı cehennem, yaptığı şahsi bir hatayı daha kabullenebilinir bir hale getirmiştir onun gözünde. Tekrar yaşamaya başlar. Bir gece opera salonunda Dr.Kondor’u görene kadar… 

‘’…insanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiçbir hata unutulmuş değildir.’’