tarık buğra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarık buğra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2019 Salı

GENÇLİĞİM EYVAH_Tarık Buğra

✮✮
İhtiyar, tanınmış bir şeyhin gücüne ve varlığına yakışan tek oğludur. Zekidir, iyi yetişmiştir. Anarşiyi kendine yaşam biçimi seçmiştir. İttihat ve Terakki’nin üç liderini öldürmek ister. Bacanağının ihbarı ile yakalanıp idamla yargılanır. Karısının girişimleriyle kurtulmasına rağmen bunu gurur yapan ihtiyar karısını zehirleyerek öldürür. “Sevgi”yi kişiliğin teslim bayrağı olarak nitelendiren İhtiyar, böylelikle kendince bu prangadan kurtulmuş olur.1930’lu yıllarda anarşi ve terör ile ciddi bir güç sağlamaya başlar. Devleti yok etmek amacındadır. Türlü alanların üne, paraya ve koltuğa düşkünlerini aramaya koyulur. Ele geçirdiği her insan, en azından bir kişi daha getirir. Böylelikle çok hızlı büyür. Adamlarını tarikatlar gibi örgütler ve çalıştırır. Dervişleri vardır. Onları yurdun dört bucağına salar, ülkede olup bitenleri ayrıntıları ile ve düzmece, ama akla yatkın belgelerle kulaklara aktarmak için kullanır. Milleti Devlet’ine düşman etmek için elinden geleni yapar.  Raşit –Delikanlı- türlü zorluklarla öğrenimine devam eden bir üniversite öğrencisidir. İhtiyar’ın kürsüde konuştuğu bir derste, onun yaptığı konuşmayla ilgili sorduğu soru İhtiyar’ın ilgisini çeker.  Raşit zor günler geçirmektedir. Yalnızdır, parasızdır. Gururu yüzünden girdiği çeşitli işlerden kovulmuştur. İhtiyar onun bu zor durumundan yaralanıp kendi bağlantılarını kullanarak bir işe girmesini sağlar. Delikanlıyı varisi olarak görmektedir ve onu kendisine bağlamak için Güliz isimli bir kızı tuzak olarak kullanır. Ancak durum istediği gibi olmaz ve Güliz de delikanlıya âşık olur. Raşit iyice kapana kıstırıldığını düşünmektedir. İhtiyar’ı “İyileştirilemez bir akıl hastalığı” olarak görmektedir. Ondan kurtulmanın imkansız olduğuna inanır. Fakat yine de intihar etmek yerine imkansızın peşine düşmeye karar verir. İhtiyar’dan kanlarına girerek yok ettiği genç fidanların öcü alınmalıdır. Güliz ve Delikanlı bir plan yaparlar. Güliz, İhtiyar’a bir ıhlamur yapıp zehri de içerisine boşaltır fakat zehirlendiğini anlayan ihtiyar tarafından vurulur.

7 Kasım 2017 Salı

OSMANCIK_Tarık Buğra

✮✮✮
Ertuğrul Gazi’nin el avuca sığmaz oğlu Osmancık, güçlü ve kuvvetlidir. Herkes tarafından sabırsız ve öfkeli olarak bilinir ve bu nedenle de onun devlet yönetiminden çok uzak olduğunu düşünürler. Kendisi de bunun farkında olduğundan bu tür işlerle pek uğraşmaz. Osmancık, yoldaşları Konur Alp, Sungur, Gazi Rahman, Akça Koca ile birlikte ava çıkmayı, komşu beyliklere eğlenceye gitmeyi  daha çok sevmektedir. Ede Balı ile tanışmasından sonra Osmancık değişir ve bambaşka bir yön tutmaya başlar. Osmancık ufka dalıp dünyanın çok büyük olduğunu düşünürken yanına gelen Ede Balı, ona “Dünya’yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz oğul! Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimiz. Önce bu yüzden küçülüyor sonra da Dünya’yı çok büyük görüyoruz, der ve ilave eder: Dünya bir ömür için, bir tek insan için büyüktür. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil!” Osmancık, Ede Balı’nın kızı Malhun Hatun’a âşık olur fakat Ede Balı’nın kızını vermemesi Osmancık’ı bir değişim ve arayış içine sürükler. Kendisinden ne beklenildiğinin arayışı içindedir. Osmancık, Ede Balı’nın tekkesinde kaldığı bir gün rüyasında Ede Balı’nın göğsünden çıkan bir ayın kendi göğsüne girdiğini, sonra bir çınar ağacı şeklinde dünyaya dal budak saldığını görür. Dört yana rahmet ve nur yağdıran bir çınar ağacıdır. Rüyanın tabirine göre, bu ay Malhun Hatun, bu çınar ağacı ise Osmancık’ın kuracağı devlettir. Osmancık tüm bu olanlardan sonra kararını vermiştir. Kılıcını, yayını, topuzunu kendisi için değil, soyu sopu için, soyunun amacı için kullanacaktır. Osmancık’taki değişimi gören Ede Balı kızı ile evlenmesine izin verir. Osmancık, yaşlanmış olan babası Ertuğrul Gazi’nin yerine beğ seçilir. Osman Beğ, ilk iş olarak civardaki Türk boylarını birleştirir. Yeni topraklar alınır, kaleler düşürülür yeni gelenler, bu topraklara yerleştirilir. Savaş, akın, ganimetin paylaşılması, yerleşme biçimi, doğumlar, evlenmeler, dostluk ve düşmanlıklar her şey bir düzene bağlanmıştır. Yöredeki herkes hayatından, malından emindir. İnegöl, Yarhisar, Aydos, Bilecik, İznik kaleleri alınır. Sırada Bursa vardır. Fakat Bursa çok iyi korunmaktadır. Kuşatma yapılır. Bu kuşatmayla oğlu Orhan ilgilenmektedir. Bu sırada Orhan hem yönetimde hem gazada olgunlaşmış, başarılara ulaşmıştır. Bundan sonra tek amaç Bursa’yı almaktır. Bu sırada Osman Beğ’in baba dostları, yoldaşları birer birer vefat etmektedir. Osman Beğ ise ölüm döşeğinde oğlundan gelecek zafer haberini beklemektedir. Sonunda nal seslerini duyar ve gülümser. Bursa alınmıştır. Osman Beğ beklediği habere ulaşmıştır. O, huzur içinde ölürken yeni bir dönem başlar. 

29 Nisan 2017 Cumartesi

DÖNEMEÇTE_Tarık Buğra

✮✮✮✮
Dönemeçte, bir Anadolu kasabası olan Akşehir’de doktor olarak çalışan Şerif’in hayatından ve çevresinden kesitler sunar.  Doktor  Şerif, eski sevgilisi Handan’ı, dürüst olmadığını düşündüğü erkeklerden korumak için uğraşır. Çünkü daha önce Handan ile bir aşk yaşamıştır, ancak genç kızın bazı isteklerini  benimsediği değerlerle uyuşmadığı için karşılamamış; bunun üzerine Handan, onu terk etmiştir. Sonu belirsiz arayışlara girmiştir. Şerif ise genç kızın içinde bulunduğu durumdan kendisini sorumlu tutar. Onu çevresinde bulunan “iştiha”lardan korumaya, savcı yardımcısı Orhan’la eczacı Celal’in Handan’ı elde etmek için giriştiği oyunlara engel olmaya çalışır. Ne var ki Şerif bu işi başaramaz. Handan tarafından terk edilen Celal, intihar eder. Şerif, bunun intihar değil bir cinayet olduğunu; bundan Handan’ın doğrudan, Orhan ile kendisinin de dolaylı olarak sorumlu olduğunu düşünür. Ardından Orhan’a, nişanlısı Handan’ın Celal’in intiharında oynadığı rolü gösterir. Gerçeği gören Orhan, Handan’ı terk eder. Terk edilen Handan, intihar eder. Şerif ise Celal’in ölümünden sonra çevresiyle ilişkisini keser, kendisi için trajik bir durum olan siyasete girer.
Roman aynı zamanda çok partili hayata geçiş denemelerinin yaşandığı yıllarda Akşehir’de yaşayan ve çoğu “Şehir Kulübü” adlı mekânın müdavimi olan sorumluluklarından uzaklaşmış, ciddi şeylere dünyalarını asla açmayan, yaşamları poker partileri ve basit esprilerden oluşan aydınların hayat karşısındaki genel duruşuna eleştirel bir bakış açısı sunar. Doktor Şerif bir aydın olarak bir arada bulunduğu kişilere asıl vazifelerini hatırlatmaya, içinde bulundukları ataletten çıkartmaya çalışır.

3 Ocak 2017 Salı

KÜÇÜK AĞA_Tarık Buğra



✮✮✮✮
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu topraklan, yabancı güçlerce işgal edilmiştir. Osmanlı yönetimi, otoritesini ve gücünü kaybederek kontrolü elden kaçırmıştır. Böyle bir ortamda Türk halkı, dinini, yurdunu kurtarmak için Kuvay-ı Milliye hareketini başlatır.Mehmet Reşit Efendi, 1918’de istanbul’da Fatih medresesinde öğrenciyken coşkulu vaazlarıyla tanınır ve 1919’da Akşehir’e gönderilir. Halk arasında “İstanbullu Hoca” olarak tanınır. Bir süre sonra Emine ile evlenir. Bu arada Yunanlılar Anadolu’ya girmiştir. “İstanbullu Hoca”, Kuvay-ı Milli-yecilerin ve önderleri Haydar Bey’in karşısında yer alır; Kuvay-ı Milliyecileri vatana ihanetle suçlar ve Padişah’ın desteklenmesini ister.Ankara’da “İstanbullu Hoca” için “vur emri” çıkarılır. Hoca kaçar, Çakırsaraylı çetesine sığınır. Burada “Küçük Ağa” olur. Kuvay-ı Milliyeciler çeteyi kıstırırlarsa da Küçük Ağa kurtulur; Çerkez Ethem’in ortanca kardeşi Tevfik Bey’in çetesinde bir müfrezenin başına geçer. Küçük Ağa, zaman zaman doğru yolda olup olmadığını düşünür.I. Dünya Savaşı’nda Arabistan cephesinde çarpışmış ve tek kolunu kaybetmiş olan Çolak Salih’e Hoca’yı yakalama görevi verirler. Çolak Salih, Hoca’yı yakalamak üzere yola çıkar onu bulur, onunla konuşur. Zaman içinde Hoca aslında, Kuvay-ı Milliye hareketinin haklılığını kavramıştır. Çolak Salih’in de etkisiyle artık taraf değiştirir ve Kuvay-ı Milliyeci olur. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında önemli roller üstlenir; bir çarpışmada sağ kolundan yaralanır. Hilafet yanlısı olan Küçük Ağa, doğru düşünerek Kuvay-ı Milliye saflarına geçmiş ve Milli Mücadele hareketine destek vermiştir.

31 Aralık 2016 Cumartesi

Yağmur Beklerken_Tarık Buğra

✮✮✮✮
Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza  Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır. Bu söylentiler yanında kasabadan partiye kimlerin olumlu bakıp katılacağı merakla gözlenmektedir. Kasabanın sevilen adamı avukat Rahmi’ye teklif gelir. Bu teklifi kabul eden fakat kabul etmekle de birçok yakınını karşısına alan Rahmi’yi zor günler beklemektedir. Aile yaşantısı ve hayat düzeni altüst olan Rahmi’nin  bir de uğraşmak zorunda kaldığı kasaba halkı vardır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu çok partili hayata geçiş denemesinin bu şirin Anadolu kasabasına getirdiği huzursuzluktan başka bir şey olmamıştır. Sonunda Ankara’da tanınan ve sevilen Rahmi’ye vekillik teklif edilmiş ve hayatları zor da olsa eski günlerdeki gibi huzura kavuşmuştur.
"Acıkmışlar..Açlar, yazık. Dilenmeyi de bilmezler. Kapımızda bekleşirler. İki lokma alınca da gittiler.Anlamadın sen emmimin oğlu; eşeklik edip verdim paketi...kendimi bi bok sandığım için. Bilirim ben; ayıp olmasın diye aldı paketi.Bilirim ben; bekledikleri iki lokma iki çift laf..hatta bir selamünaleyküm; yok sayılmamak, eşya farzedilmemek: Varlıklarının, insanlıklarının kabul edildiğine inanmak. Asıl açlık bu. Yürütecek, konuşturacak, gözlerinin ferini getirecek iki lokma bu."