20 Eylül 2018 Perşembe

KÖRLÜK_Jose Saramago

✮✮✮✮
Kırmızı ışıkta arabasıyla bekleyen bir adam beklenmedik bir anda kör olur. Ona yardım etmek için evine götüren ve arabasını çalan hırsız, onu muayene eden göz doktoru ve sekreteri, muayene sırasında orada sıra bekleyen koyu renk gözlüklü kız, şehla bakışlı küçük çocuk, gözünün teki bantlı yaşlı adam ve ilk kör olan adamın karısı da kör olunca devlet bunun bir salgın olduğunu düşünerek bu insanları daha önce boşaltılmış olan bir akıl hastanesinde karantinaya alır. Kocasını yalnız bırakmak istemeyen doktorun karısı da kör olduğunu söyleyerek onlarla birlikte hastaneye gider. Körlük inanılmaz bir hızla yayılırken, akıl hastanesinin nüfusu da sürekli artmaktadır. Dışarı çıkmamaları için kapıda askerler nöbet tutar. Her gün getirilen yiyecek kasaları dışında hiçbir konuda dışarıdan yardım almaları mümkün değildir. Gün geçtikçe kasalar artan nüfusa yeterli gelmez. Kimi günlerde hiç yiyecek gelmez. Zamanla yiyecek dağıtımıyla ilgili sorunlar baş gösterir. İçeriye silah sokmuş bir kör önderliğinde oluşan çete, gelen tüm yiyeceklere el koyarlar.  Yiyecek karşılığında diğer körlerden değerli eşyalarını isterler. Ve hatta kadınların zaman zaman kendilerini ziyaret etmesini. Doktorun karısının kimse bilmese de görüyor olması onu ve doktoru doğal bir lider haline getirmiştir. Fakat çetenin baskısı gün geçtikçe artar. Aç kalan grup çetenin elindeki yiyecekleri almak için saldırdığında yangın çıkar. Ellerindeki yiyecekleri korumak için koğuşun tek giriş noktasına demir ranzalardan barikat kuran çete üyeleri dışarı çıkamazlar. Çete üyeleriyle birlikte birçok kör daha ölür, hastane kullanılamayacak durumdadır. Körler dışarı çıktıklarında ülkedeki tüm insanların kör olduğunu öğrenirler. Tüm caddeler terk edilmiş taşıtlar, çöp, pislik, ölü insanlar ve onları yiyerek semizleşen köpeklerle doludur. Her ev, her market yağmalanmıştır.  Doktor ve karısı, ilk kör ve karısı, koyu renk gözlüklü kız, şehla bakışlı çocuk, tek gözü bantlı yaşlı adam birlikte hareket etmeye karar verirler. 

12 Eylül 2018 Çarşamba

GURBET KUŞLARI_Orhan Kemal

✮✮
Sivas’taki köyünden her yıl çalışmak için Çukurova'ya inen duvar ustası İflahsızın Yusuf’un oğlu Memed çalışmak için İstanbul’daki köylüsü Gafur’un yanına gider. Annesinin ölümü yüzünden o yıl, babası diğer üç çocuğunun başında köyde kalacağından, çalışmak büyük oğul Memed’e düşmüştür. İki yıl önce, İstanbul'a gelmesi için Memed’e mektup yazan Gafur şimdi iş olmadığı bahanesiyle Memed'i ortada bırakır. Gidecek yeri olmayan Memed’e hamal Veli destek olur. Bir handa düşük ücretle kalacak yer ayarlar. Orada kalan diğer işçilerin yardımıyla inşaatta iş bulur. Gayretli ve çalışkandır. Okuma yazma öğrenir, duvar ustasının   yanında çalışmaya başlar. Çalıştığı inşaatın karşısındaki köşkte hizmetçilik yapan Ayşe’ye gönül düşürür. Köşk, Gafur’un patronuna aittir. Köşkte kalan Gafur’un Ayşe’de gözü vardır fakat Ayşe kendisine yüz vermediği için sağda solda onun dedikodusunu yapar. Gafur işyerinde anlaşmazlık yaşadığı katibi yaralayarak hapise düşer. Çıktığında Memed ile Ayşe evlenmiştir. Köşkteki odasına onlar yerleşmiştir, üstelik Memed’in köydeki babası ve kardeşleri de İstanbul’a gelmişler, köşkte yaşamaya başlamışlardır. Gafur’un işini de şimdi Memed yürütmektedir. Anlayış farkı, particilik ve Ayşe yüzünden Memed’in babası ile arası açılır. İşinden ve köşkten ayrılarak bir gecekonduya taşınır, inşaat işçiliğine geri döner. Tek istediği kendine ait bir gecekonduya sahip olmaktır. Gafur ise Memed’e kin doludur. Ayşe ile ilgili olmadık laflarla Memed’in babasını doldurur, Memed’in kız kardeşine göz koyar. Memed’le Ayşe’nin biriktirdikleri paraların üstüne borç alarak yapmaya çalıştıkları gecekonduyu zabıtaya şikayet ederek yıkılmasını sağlar.

2 Eylül 2018 Pazar

BABAYA MEKTUP_Franz Kafka

✮✮✮✮
Çok sevgili baba,
Geçenlerde bir kez, senden korktuğumu öne sürmemin nedenini sormuştun. Genellikle olduğu gibi, verecek hiçbir cevap bulamadım, kısmen tam da sana karşı duyduğum bu korku yüzünden, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek üzere, konuşurken toparlayabileceğimden çok daha fazla ayrıntı gerektiği için..."

Franz Kafka, 1919'da dinlenmek üzere gittiği Schelesen'de Julie Wohryzek adında bir kızla tanışıp nişanlanır. Aynı yıl kaleme aldığı Babaya Mektup, yazarın bu nişana karşı çıkan babası Hermann Kafka'ya yanıtıdır. Kafka'nın yayınlamak amacıyla değil, babasıyla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirmek için yazdığı, ama hiç göndermediği bu mektup, hem Kafka'nın yaşamöyküsüne açıklıklar getirmesi, hem de kimi izleklerinin ipuçlarını barındırması açısından büyük önem taşır.

23 Ağustos 2018 Perşembe

AGANTA BURİNA BURİNATA_Cevat Şakir Kabaağaçlı

✮✮✮
Davut, ağabeyi Süleyman Kaptan’ın kayığına tayfa olarak yazılır. Büyük bir fırtınada dümeni bırakmak istemeyen Davut hayatını kaybeder. Süleyman Kaptan, bu kazadan dolayı kendisini suçlar. Çünkü onun yeterince sıkı bağlamadığı bir parça, Davut'a çarparak ölümüne sebep olmuştur. Rüzgar kıyıya ulaşmalarına engel olur ve Davut’u denize atmak zorunda kalırlar. Süleyman Kaptan, kardeşinin bir mezarının olmasını bile engelleyen denizi hiç affetmez. Bu yüzden oğlu Mahmut'un asla denizci olmasını istememektedir. Süleyman Kaptan, oğlunu Kirpi Halil'in yanına çırak olarak verir. Süleyman Kaptan, oğlunu buraya denizcilikten uzak tutmak için vermiştir. Oysa Kirpi Halil, deniz sevdalısı bir kişidir ve sürekli denizden bahsetmektedir. Mahmut, aynı zamanda mahalle mektebine de devam eder. Mektebi ve hocayı hiç sevmez, hoca ders anlatırken sürekli deniz hayali kurar. Komşularının kızı ve yakın arkadaşı Fatma bir gün yanına gelerek babasıyla çıkacağı balığa gelmesini teklif eder. Mahmut bir kez onlarla balığa çıkınca denizin onun için vazgeçilmez olduğunu anlar. Mektebi bırakır. Amcası Hakkı Reis'in gemisine tayfa yazılır. Hakkı Reis’in cimriliği ve tayfaya kötü davranışları karşısında uzun süre burada barınamaz. Uzun süre farklı gemilerde çalışır. Bu arada anne ve babasının ölüm haberlerini alır. Zamanla denizin haşin yüzü ile karşılaşır. Maddi zorluklar, sıkıntılı bir hayat onu zorlamaktadır. Memleketini, sakin bir hayatı, Fatma ile evliliği hayal etmeye başlar. Memleketine döndüğünde, Fatma’yı arar. Bazı adamların yüzüne sıktığı kurşunla Fatma’nın yüzünün yarısı parçalanmış, gözünün birini kaybetmiştir. Mahmut, Fatma'yı çok sevdiği için her şeye rağmen onunla evlenmek istediğini, memlekete onun için döndüğünü anlatır. Fatma onun hayatını mahvetmemek için köyü terk eder. Mahmut, tekrar denize dönmeye hazırlanırken köyün zenginlerinden Zeynel Ağa, kızı Ayşe ile evlenmesini teklif eder. Yalnız denizlere sonsuza kadar veda edecektir. Ayşe ile Mahmut evlenirler. Denizden uzakta bir köye yerleşirler. Mahmut, özlediği sakin hayata kavuşmuştur. Bahçede sebze meyve yetiştirmektedir. Bir düğün için deniz kenarındaki kasabasına inen Mahmut denizi çok özlediğini fark eder. Gün geçtikçe Mahmut bir toprak adamı olamayacağını anlar. Nihayet bir gün, ailesini, zenginliklerini feda ederek denizi tercih eder.

20 Ağustos 2018 Pazartesi

HACI MURAT_Tolstoy

✮✮✮
1850’li yıllarda Kafkasya diye bilinen bölgede Ruslarla Kafkas halkaları arasında savaşlar yaşanmaktadır. Hacı Murat, Han ailesinin çocuklarıyla birlikte büyümüştür. Şeyh Şamil ve Hamzat, Han ailesine gelerek cihada katılmalarını isterler. Han ailesi isteksizdir, Ruslarla aralarının bozulmasını istemezler. Hanların oğulları Hamzat tarafından öldürüldüğünde tüm Avar bölgesi Hamzat’ın kontrolüne geçer. Han ailesinin intikamını almak isteyen Hacı Murat ve kardeşi Hamzat’a suikast düzenlemek isterler fakat başaramazlar. Hacı Murat bir süre Ruslara bağlı olarak kendi bölgesini yönetir. Bu arada yönetime Şeyh Şamil geçmiştir. Şamil, Ruslarla arası bozulan Hacı Murat’a barış teklifi yapar. O günden sonra Hacı Murat’ın hayatı Ruslarla savaşmakla geçer. Fakat Şeyh Şamil’le dost olamazlar. Şeyh Şamil’in kendisinden kurtulmak istediğini düşünen Hacı Murat, Ruslara sığınır. Şeyh Şamil’in elindeki ailesinin güvenliğinin sağlanması durumunda Rusların yanında mücadele edecek ve Şeyh Şamil’den kurtulmalarını sağlayacaktır.
Aklına dağlıların meşhur bir hikayesi geldi. Bu, insan eline düşmüş bir şahinin hikayesiydi. Günün birinde avcıların eline düşen şahin, bir yolunu bulup kurtulmuş, dağlara, kardeşlerinin yanına dönmüş. Kaçmış ama kardeşleri onu aralarına almamışlar. Çünkü ayaklarında zil varmış. Sonra da yanlarından gitmek istemeyen kardeşlerini gagalayarak öldürmüşler. ‘Beni de öyle gagalayacaklar’ diye düşündü. ‘Dönmesem, burada kalsam da Kafkasya’yı Rus Çarına teslim mi etsem? Böylece şan, şeref, bol paraya kavuşur rahat yaşarım.’ Diye düşünmeye devam etti. Fakat bunu yapması mümkün müydü?
Hacı Murat dört arkadaşıyla birlikte Rusların elinden kaçar. Şeyh Şamil’le kendi imkanlarıyla mücadele edecektir. Fakat yaklaşık iki yüz kişilik Rus ve onlara yardım eden Kafkas milisleri tarafından sıkıştırılırlar. Çatışmalardan Hacı Murat ve arkadaşlarından hiçbirisi sağ çıkamaz.

17 Ağustos 2018 Cuma

ÜÇ İSTANBUL_Mithat Cemal Kuntay

✮✮✮✮
93 Harbi’nde babasının şehit düşmesi üzerine, küçük yaştayken annesiyle birlikte İstanbul’a gelen Adnan, Aksaray’daki evinde fakirlik içinde yaşar.İstibdat Devri’nde, çevresinde dalkavukları toplayan, bütün ömrü dedikodu ile geçen bir hafiye olan Hidayet’le dosttur. Hidayet’in evinde iki yüzlü ve ahlaki yönleri zayıf bir çok kişiyle tanışır. Hidayet’in tavsiyesiyle Maliye Nazırı’nın kızı Süheyla’ya edebiyat, Erkân-ı Harp Müşiri’nin kızı Belkıs’a tarih dersi vermeye başlar. Süheylâ, Adnan’a; Adnan da evli Belkıs’a aşık olur. Genç adam bu arada gizli İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girer. Cemiyet’e ait mektubu yakalanınca sürgüne gönderilir. Meşrutiyet ilan edildiğinde sürgünden dönen Adnan, İttihat ve Terakki’ni adamı olmanın karşılığını görür. Avukatlık yapar çok para kazanır, kendi parasının hesabını bilmeyecek kadar çok zengindir. İstibdat Devri’nde Hidayet’in konağında toplananlar, Meşrutiyet Devri’nde Adnan’ın konağında toplanırlar. Kocasından ayrılan Belkıs’la evlenir. Fakat Belkıs’ın gözünde hep eski elbise ve ayakkabılarıyla konağa tarih dersi vermeye gelen Adnan olarak kalacaktır. Belkıs’a ne kadar aşık olsa da başka bir çok kadınla da gönül ilişkileri olur. Bu kadınların çoğunu felakete sürükleyen ilişkiler. Milli Mücadele Dönemi’nde ise İttihat ve Terakki’li Adnan bir kaçaktır. Zenginliğinden geriye hiçbir şey kalmaz. Karısı Belkıs bile… Bir otel odasında fukaralık içinde yaşamaya başlayan Adnan, Süheyla ile karşılaşır, evlenirler. Adnan bir avukatlık bürosu açar; ama hiç iş gelmemektedir. Evi karısının geçindirmesi zoruna gitmektedir. Süheyla da hamiledir. Uzun zamandan beri öksüren Adnan halsiz kalır, yataklara düşer. Teyzesi ve annesi veremden ölmüş olsalar da Adnan verem olmayı kendine konduramaz. Yaşlılık, yorgunluk, sigara gibi bahanelere sığınır. Bir süre sonra Adnan ölür. Süheyla üzülür, ağlar. Adnan’ın eşyalarını toplarken, Adnan'a yazdığı mektubun zarfı içinde Belkıs’ın resmini bulur. Adnan’ın hep Belkıs’ı sevdiğini anlar, gözlerindeki yaşı siler, zarfı ve resmi Adnan’ın yakılacak eşyaları arasına gönderir.

3 Ağustos 2018 Cuma

YILDIZ KARAYEL_Rıfat Ilgaz

✮✮✮✮
Yukarı Akpelit köyünde yaşayan Şaduman Dağlı, yaklaşık üç dönüm olan toprağını işleyerek geçimini sağlamaktadır. Oğlu Harun görünüşte ceviz, kestane taşıyan fakat asıl vurgunu kaçakçılıkla sağlayan Hurşit Ağa’ya ait bir motorda çalışıyor. Bucakları olan Çamalan’da işini kaçakçılıkla yürüten Hafız Esat ile Hurşit Ağa’nın arası iyi değildir. Her alanda yarış halinde olsalar da oğulları Selim ile Akif birbirlerine karşı anlayışlıdır. Bir gün yukarı köye mühendisler gelir. İnebolu ve Cide’yi bağlayacak yol Yukarı Akpelit’ten geçecektir. Şaduman’ın arazisi yol için istimlak edilecektir. Şaduman mühendislerle görüşür. Yolun yukarıdan geçmesi 35 km fazladan yol yapılması demektir. Bunun farkında olan mühendis yolun Aşağı Akpelit’ten geçmesinin daha uygun olacağı yönünde rapor hazırlar fakat tarım arazilerini kaybetmek istemeyen Hurşit Ağa, siyasi bağlantıları sayesinde yolun yukarıdan geçmesi için bastırmaktadır. Hafız Esat ise Yukarı Akpelit köylülerini destekler. Şaduman Dağlı’nın Yukarı Akpelit köyünde saygı duyulur, sözü dinlenir bir kişi olması Hurşit Ağa’yla Hafız Esat’ı tekrar karşı karşıya getirir. Her ikisi de oğulları için Şaduman’ın kızı Nazife’yi düşünürler.