15 Ocak 2019 Salı

ÖLÜ CANLAR_Gogol

✮✮✮✮✮
Rusya’nın N. Şehrine gelen Pavel Ivanovich Çiçikov kendini 6.dereceden devlet memuru ve toprak ağası olarak tanıtır. Vali, yargıç, savcı gibi şehrin tüm ileri gelenlerini ziyaret ederek kendini takdim eder. Konuşması ve görgüsü ile herkesin sevgisini ve hayranlığını kazanır. Bu insanlarla akşam toplantıları yapar, yemeklere katılır. Sonra sırayla çiftlik sahipleriyle görüşmeye başlar. Onlardan son sayımdan sonra ölen köylülerini (bu köylüler ölmüş olsalar bile yeni bir sayıma kadar kayıtlarda yaşıyor görünecekleri için çiftlik sahipleri onlar için de yıllık vergi vermek zorundaydılar) satın almak ister. Görüştüğü çiftlik sahipleri vergi ödemekten kurtardığı için Çiçikov’a teşekkür ederler. Birçoğu bedelsiz olarak ölü canlarını Çiçikov’a devreder. Çiçikov’un amacı yaşıyor görünen bu canları ipotek ettirmektir. İpotek ofisinden can başına 200 ruble gibi bir para kazanacaktır. Şehirde Çiçikov’un ölü canları satın aldığı duyulur. Herkes Çiçikov’un amacıyla ilgili kendine göre yorumlar yapar. Fakat ona karşı kimse harekete geçemez çünkü öyle ya da böyle herkes bir ucundan bu işe karışmış, ona yardımcı olmuşlardır. Yeterince ölü can sahibi olan Çiçikov şehri terkeder.
Burada birinci cilt sona eriyor. Gogol, “Ölü Canlar’ı üç cilt olarak planlamıştır. Fakat gelen eleştiriler yazma sürecini uzatır. Ölmeden kısa süre önce yazdığı diğer bölümleri yakar. Yanmaktan kurtulan birkaç karalama defterinden öğrenildiği kadarıyla N. Şehrinden ayrılan Çiçikov, satın almak için bir köy aramaya başlıyor. Ölü canlardan kazandığı paralarla lüks içinde yaşamak fikri ile satın aldığı köyde gerçek bir çiftçi, toprak ağası olup dürüst yaşama fikri arasında kalır. Yine arada neler yaşandığını bilemediğimiz bölümler sonunda Çiçikov’u hapishane hücresinde buluruz. Tüm sahtekarlıkları ortaya çıkmıştır. Dürüst yaşayacağına ve artık iyilikten başka bir şey düşünmeyeceğine söz verdiği eski bir arkadaşı onun hapisten çıkmasını sağlar. Fakat Çiçikov değişti mi yoksa eski yaşamına devam mı etti asla bilemeyeceğiz. 

1 Ocak 2019 Salı

MOĞOL KURDU_Homeric

✮✮✮✮
Temuçin, atlarının çalınması üzerine hırsızların peşine düşer. Hırsızlar Borçu'nun olduğu obadan geçerek kaçarlar. Temuçin, Borçu’nun yardımıyla peşlerine düşer, hırsızları öldürür ve atlarını geri alır.  Temuçin ve Borçu kan kardeşi (anda) olurlar ve aralarına hiçbir şeyin girmesine izin vermeyeceklerine söz verirler. Borçu onunla obasına giderek ailesi ile tanışır. Temuçin Moğol Hanı Yesügey’in oğludur. Babası öldüğünde onları destekleyen olmamıştır ve sürgünde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Temuçin’in bundan sonra tek amacı dağınık Moğol kabilelerini birleştirmek ve onların başına geçmektir. Bu yolda en büyük yardımcısı Borçu olur. Ona çok güvenmektedir ve şunu demektedir. “Daha ailem benim etrafımda toplanmamışken ve ben bir hiçken, Borçu bana katıldı, ailesini terk etti. Onun vücudu benim kalkanım, onun okları benim irademdir. Hepiniz Borçu gibi olun, onun malını ve makamını kıskanmayın, onu hepinizin üstüne atadım.” Zamanla kazandığı başarıların yankısı bozkırda yayılır ve dün onu terk edenler bugün atlılarının ve okçularının arasına katılırlar. Savaşlarla, yağmalarla, ihanetlerle geçen yıllar sonunda Temuçin ülkede birliği sağlar. Tüm Moğolların hânı olarak ilan edilir ve Cengiz adını alır. Korkaklara, halinden şikayet edenlere, kararsızlara karşı çok serttir. Son kuvvetine kadar savaşanlara acıya ve yorgunluğa tahammül edenlere kürkünü dahi verir, bütün acımasızlığına karşı çok cömerttir ve paylaşmayı sever. Kendi oluşturduğu yasalara –han sülalesine mensup olsalar bile- kayıtsız şartsız itaat ister. Asla paylaşamayacağı şeyler ise atları, kadınları ve iktidarıdır. Borçu’nun aşık olduğunu bile bile güzelliğinin ününü duyduğu Kulan adlı kadını Borçu’dan kendisine getirmesini ister. Kadın yanına geldiğinde de Borçu’yu kadınına dokunmakla suçlar ve kovar. Bundan sonra on beş yıl boyunca Cengiz Han ve Borçu birbirlerini görmezler. Artık her ikisi de yaşlanmışlardır. Cengiz Han öldüğünde hiç kimsenin bilmediği bir yere gömülür. Onun öldüğünü duyan Borçu için de veda vakti gelir. Onu bu dünyadan Kulan uğurlar.

25 Aralık 2018 Salı

YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ_Aziz Nesin

✮✮✮
“Benim işime yarar bir şey olunca, evet, o zaman bana yaşamıyorsun diyorlar ama kendi işlerine gelince yaşıyorsun diyorlar.”
Kaybolan nüfus kağıdını tekrar çıkartmak için nüfus müdürlüğüne giden ve 1915 yılında Çanakkale'de şehit olduğunu, kütük defterine göre yaşamadığını öğrenen, okula gitmek istediğinde yaşamayan, askere alınacaksa yaşayan, terhis edilecekken yaşamayan, borç ödeyecekse yaşayan, miras alacaksa yaşamayan, vergi ödeyecekse yaşayan, iş ararsa yaşamayan, dava açacaksa yaşamayan, tımarhaneye kapatılacaksa yaşayan, evlenecekse yaşamayan Yaşar Yaşamaz’ın hapishanede koğuş arkadaşlarına anlattığı yaşam öyküsüdür. Hapse ilk girdiğinde gariban bir halde olan Yaşar Yaşamaz’ın zaman geçtikçe gözü açılır ve para kazanmanın çeşitli yollarını bulur. Yaşar, düzene uyum sağlamayı öğrenir. Boynu bükük girdiği hapisten, iki dirhem bir çekirdek çıkar.

21 Aralık 2018 Cuma

GÜNAHKAR_Tess Gerritsen

✮✮
Manastırda genç bir rahibe vahşi şekilde öldürülmüştür. Yaşlı olan bir diğeri de ağır şekilde yaralıdır. Bir süre sonra terk edilmiş bir binada, tanınmaması için elleri ve ayakları kesilmiş, yüz derisi soyulmuş bir kadın cesedi bulunur. Bu cesedin cüzzam hastası olduğu tespit edilir. Dedektif Jane Rizzoli bir yandan olayı soruştururken bir yandan da onun için sürpriz olan hamileliği ile uğraşmaktadır. Adli Tıp Doktoru Maura Isless’in ise üç yıldır görüşmediği eski eşi tekrar onunla iletişime geçerek kafasını karıştırır. Geliş sebebinin aslında kendisi olmadığı ve neden olduğunu öğrendiğinde aslında hiçbir şeyin düzelmediğini ve düzelemeyeceğini anlayacaktır. Cüzzamlılar ile ilgili yoğunlaşan Jane Rizzoli Hindistan'ın bir köyündeki yaşanan büyük bir dramı ortaya çıkartacak ve cinayetlerin bunlarla ilişkisini bulacaktır.

13 Aralık 2018 Perşembe

KAZAKLAR_Tolstoy

✮✮✮
Moskova’da sefahat içinde yaşayan Olenin, başarısız aşk hayatından, yapmacık ve ikiyüzlü ilişkilerden, son zamanlarda kumar yüzünden artan borçlarından oldukça bunalmıştır. Buradaki hayatını geride bırakmak, yeni bir hayata başlamak ister. Moskova'dan ayrılarak uzun bir yolculuğa çıkar. Uşağı Vanyuşa ile birlikte orduya katılır. Bağlı olduğu askeri birlikle Kazakların bulunduğu Terek adlı bir köye giderler. Askerler bu köydeki evlerde misafir olarak kalmaya başlarlar. Olenin de köyün en güzel kızı Marianka’nın ailesine kiracı olur. Kazak karakolunda görev yapan Luka, Marianka’yla evlenmek istemektedir. Çalışkan, cesur, yakışıklı, hayat dolu bir adam olan Luka bir Abrek (Çeçen) öldürdüğünde ün kazanır ve Marianka’yla evleneceğine kesin gözüyle bakılır. Olenin, Yeroşka adında bir avcıyla tanışır. Birlikte ava çıkarlar, içerler. Çok iyi ahbap olurlar. Olenin burada çok huzurlu ve mutludur. Ava çıkmak, doğayla iç içe olmak ona çok iyi gelir. Hayatının geri kalanını burada geçirebileceğini düşünür. Marianka da bu güzelliği tamamlayan bir dekordur onun gözünde. Fakat onun Luka ile nişanlanacağını öğrendiğinde bu dekor bozuluverir. Marianka’ya aşık olduğunu fark eder. Onunla evlenmek istediğini söyler. Ertesi gün de Marianka’nın ailesine gidip evlenme isteğini bildirecektir. Fakat sabah uyandığında Abreklerin köye yakın bir bölgeye geldiğini öğrenince Luka ve diğer Kazak askerlerle birlikte yola çıkar. Olenin aslında çatışmaya katılmayı istemez, sadece Çeçenleri görmek için gider. Çatışma sırasında Abreklerin hepsi öldürülür ve Luka da ağır yaralanır. Köye döndüklerinde Olenin, Marianka’yı görmeye gider; fakat Marianka onu istemediğini söyleyerek tersler. Çünkü birçok Kazak operasyonda ölmüştür ve Luka ise yaralıdır. Bunun üzerine kendisi için hiçbir umut olmadığını anlayan, Marianka’yı her zamankinden daha çok seven, onunsa kendisini hiç mi hiç sevmeyeceğini fark eden Olenin, Terek köyünden ayrılmak üzere yola çıkar.

11 Aralık 2018 Salı

BEYAZ GEMİ_Cengiz Aytmatov

✮✮✮✮✮
Mümin Dede, ilerlemiş yaşına rağmen çalışmaya devam eden geleneklerine bağlı biridir. Kızı ve damadı tarafından terk edilen torunu onlarla birliktedir. Dede ve torun birbirine çok bağlıdır. Çocuk dedesinin anlattığı efsanelerle büyümüştür. Bunlardan bir tanesi de Maral Ana efsanesidir. Bu efsaneye göre zamanında Kırgızlar ölen hanları için tören düzenlerken kalleşçe bir saldırıya uğrarlar ve tüm Kırgızlar öldürülür. Fakat tören sırasında ormana gitmiş olan bir kız ve bir de erkek çocuk sağ kalır. Saldırganlar onları takip ederler. Yakaladıklarında ise öldürmek için uçurum kenarına götürürler. Beyaz bir Maral Ana (geyik) çıkagelir ve çocukları himayesine almak ister. Düşman, bugün himayesine aldığı çocukların bir gün gelip Maral Ana’nın soyunu öldüreceğini belirtir. Maral Ana buna rağmen çocukları himayesine alır ve onları Isık Gölü kenarına kadar getirir. Burada yeniden çoğalmalarını sağlar ve Kırgızlar ile Marallar barış içinde burada yaşarlar. Fakat yıllar sonra insanlar Maral soyundan geldiklerini belli etmek için arayış içine girerler ve gösteriş meraklısı iki kardeş beyaz bir maralı öldürür ve boynuzlarını babalarının mezarının üzerine koyar. Böylece Maral soyundan gelmenin simgesi bu olur. Bu çok ilgi görür ve insanlar maralları öldürüp aynısını yapmaya başlar. Bunun üzerine sayıları oldukça azalan beyaz marallar Isık Gölünü terk ederler ve o zamandan beri kimse beyaz maral görmemiştir.Dinlediği hikaye ve efsanelerle oldukça hayalperest büyüyen çocuk zamanını dedesinin dürbününü alıp dağın eteklerinden Isık Gölünü izleyerek geçirir. Her gün aynı saatte beyaz bir gemi gölde görünür ve geçip gider. Çocuk babasının o gemide çalıştığını, kendisinin de başı insan vücudu balık olan bir canlıya dönüşerek babasının yanına gittiğini hayal eder.  Mümin dede, damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiridir. Çocuğu olmadığı için sürekli Mümin Dedenin kızı suçlar ve bu yüzden sürekli içer ve karısını döver. Mümin dede ise buna pek ses çıkartamaz çünkü torunu büyüyene kadar çalışmak ve ona bakmak zorundadır. Orozkul, kaçak tomruk satışı da yapmaktadır. İşlerin ters gittiği bir gün Orozkul yaşlı adamı işten kovar. Kızını da boşadığını söyler. İşten atılan ve kızı tarafından da suçlanan Mümin Dede rahatsızlanır. Dedesinin halini gören çocuk, Orozkul’dan nefret eder ve Maral Ana’ya, bir bebek getirmesi için dua eder. Çocuğu olunca Orozkul'un yumuşayacağını ve her şeyin düzeleceğini düşünür. Bu sırada da rüyasında beyaz Maral Ana’nın boynuzunda bebek sepeti ile ona doğru geldiğini görür ve mutlu olur. Daha sonrada çocuk beyaz maralları nehrin diğer yakasında görünce her şeyin düzeleceğini düşünmeye başlar. Marallar ve Maral Ana geri dönmüştür. Orozkul tomruk taşımak için kamyon ve adamları ile gelir. Mümin dede de affedilmek umudu ile onlara yardımcı olur. Tam bu sırada nehrin diğer tarafında maralları görürler. Çocuk hasta olduğu için o gün evde kalır ve yatar. Uyandığında ise dışarda bir hareketlilik vardır. Ateş yakılmış ve ziyafet hazırlanmaktadır. Mümin dedesi de çok içmiş ve pişman pişman ateşin başında oturmaktadır. Çocuk ne olduğuna anlam veremez fakat kesik başı gördüğünde donup kalır. Kesik baş bir Maral’a aittir ve Orozkul ile arkadaşları onun etini yiyerek ziyafet yapmaktadır. Maral Ana efsanesiyle büyüyen çocuğun tüm hayalleri ve umutları yıkılır. Artık burada daha fazla kalamayacağını anlar ve balık olup beyaz gemiye yüzerek babasına ulaşma hayalini gerçekleştirmek için nehrin kıyısına gelir ve kendini bırakır...

7 Aralık 2018 Cuma

NECİP FAZIL - HİKAYELERİM

✮✮✮
"En dakik Şeriat mihengi" ne vurulduktan sonra bütünleştirilen ve bütünleştirilecek olan eserleri üzerinde bu ölçüyü devam ettirmeye başlar ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcunu üstlenirken;
O'na...
Üstadımız, Güdücümüz, Varlık Vesilemiz'e...
Dost, düşman, sevgi, nefret;
"sema, toprak, güneş, dünya, Allah, Peygamber, kâinat öğreticim"ize...
En yakıcı hasret; ve dayanılmaz yalnızlığımızı dayanılır hale getiren "emanet"lerine sadakat yeminiyle..
Necip Fazıl Kısakürek'in 1925 yılından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış bütün hikâyeleri…