Yaşadığı Brahman
toplumunda gücü, yakışlılığı, inceliği ve keskin zekasıyla göze çarpan genç Siddhartha
ne yaparsa yapsın içindeki boşluğu dolduramaz. Arayış içindedir, yollara
düşerek bir samana (gezgin dilenciler) grubuna katılır. Pek çok şey öğrenir ama
Siddhartha’nın aradığı bunlar değildir.
Buda isimli bir bilgenin öğretilerini işitir ve onu görmek için yola düşer. Buda
ile görüşse de hala tatmin olmamıştır. Siddhartha meditasyon ve diğer
ruhani ibadetler ile hedefe varmayacağına kanaat getirir ve dünyanın zevklerine
dalarak, bedenin arzularını fazlası ile yerine getirerek hayatın anlamını
bulmaya karar verir. Kamala adında güzel bir kadınla tanışır. Onun
ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bir tüccarın yanında çalışmaya başlar. Zengin
bir adam olur ve yeni hayatının nimetlerinden de faydalanır. Kumar, içki,
eğlenceden kendini alamaz. Bir gece gördüğü rüyanın etkisiyle Kamala ile
birlikte tüm zenginliğini de terk eder. Bir nehir kıyısına gelen
Siddhartha, burada kayıkçılık yapan Vasudeva ile tanışır. Vasudeva, şimdiye dek
ne öğrendiyse nehirden öğrendiğini söyleyince
Siddhartha da onun yanında kalıp Vasudeva’nın dostu ve nehrin öğrencisi
olmak ister.
"Kitap okuru ölene kadar binlerce farklı hayat yaşar. Hiç kitap okumayan biri ise sadece tek bir hayat yaşar."
12 Aralık 2019 Perşembe
10 Aralık 2019 Salı
BEYAZ KALE_Orhan Pamuk
✮✮✮✮
Gemiyle
Napoli’ye giden bir Venedikli, Türkler tarafından esir alınıp İstanbul’a
getirilir. Diğer kölelerin akıbetine uğramamak için bilim ve sanat okuduğunu;
astronomi, matematik, fizikten anladığını bildirir. Tesadüfen hastalığını
iyileştirdiği bir paşa tarafından satın alınır ve onun “Hoca” dediği bir kişiye
hediye edilir. Hoca ile Venedikli köle birbirlerine fiziken çok benzemektedir. Hoca
da, Venedikli gibi bilimle, özellikle astronomi ile ilgilenmektedir ve ondan
bildiği ne varsa kendisine öğretmesini ister.
İmparatorluğun yıkıma doğru gittiğini düşünen ve etrafındaki herkesi bunu
fark edemeyen aptallar sürüsü olarak gören Hoca, yaptığı
çalışmalarla genç padişahı etkilemeye çalışır. Hoca ve köle kusursuz bir namaz saati tasarlamaya
çalışırlar. İstanbul’da çıkan bir veba salgınıyla ilgili çalışmalar yaparlar. Sarayın
müneccimbaşısı olan Hoca uzun süredir hayalini kurduğu durdurulamaz bir silah
yapımı için padişahtan onay alır. Yapımı uzun yıllar alan, büyük bir servete mal olan, oldukça ağır ve
hantal olan silah savaşta hiçbir işe yaramaz. Lehistan’da Beyaz Kale önünde
başarısızlığa uğrayan padişah çok sinirlidir. Kellesinin alınacağından korkan
Hoca, yirmi yılın sonunda her anlamda birbirlerine benzedikleri Venedikli kölenin
yerine geçerek kaçar ve Venedik’e giderek onun hayatını yaşamaya başlar.
8 Aralık 2019 Pazar
YABANCI_Albert Camus
✮✮✮
Cezayir’de
yaşayan Mersault, devlet dairelerinin birinde küçük bir memurdur. Huzur evinde
yaşayan annesinin ölüm haberini aldığında işinden izin alarak cenazeye katılır.
Cenazeden sonra Mersault, hafta sonunu kız arkadaşı Maria ile geçirir. Yaşadığı
binada komşusu olan Raymond, onu ve Maria’yı bir arkadaşının sahildeki küçük
evine davet eder. Daha önce Raymond’un
problem yaşadığı Araplar onları takip etmiştir. Sahilde karşılaştıklarında
aralarında arbede çıkar. Raymond bıçakla kolundan yaralanır. O gün öğleden
sonra yeniden Araplarla karşılaşırlar. Raymond yanına aldığı tabancayla onları
indirmek düşüncesindedir fakat Mersault, bu teklife karşı gelerek Raymond’a
tabancasını kendisine vermesini söyler. Tabancayı gören Araplar da zaten
uzaklaşmıştır. Birlikte eve dönerler. Havanın çok sıcak olmasından bunalan
Mersault sahile geri döner. Kayalıkların arkasındaki serin kaynağa gitmektir
niyeti. Orada Araplardan birini görür. Geri dönüp dönmemekte kararsızdır. Bütün
düşündüğü sıcaktan kurtulmaktır. Onun yaklaştığını gören Arap bıçağını çeker,
bıçaktan yansıyan güneş ışınları Mersault’un gözlerini kamaştırır, birdenbire
kendisini kaybederek tabancasını çeker ve beş el ateş eder.
Mersault tutuklanır ve yargılanmasına başlanır. Annesinin cenazesinde ağlamayışı ve üzgün görünmeyişi, o hafta
sonunu kız arkadaşıyla eğlenerek geçirmesi, pişmanlık gösterecek bir fiilde
bulunduğuna inanmaması, bir el ateş ettikten sonra kısa bir süre bekleyerek
dört el daha ateş etmesi jüri üyeleri tarafından onun ahlaki çöküşünün kanıtı
olarak değerlendirilir ve kendisine giyotinle idam cezası verilir. Mersault’a
göre ise sonunda herkes öleceğinden, bütün insanların hayatı anlamsızdır. Herkes
aynı derecede suçlu ya da suçsuzdur. Nasıl bir hayat sürdüğünün veya kimi
öldürdüğünün ne farkı vardır?
6 Aralık 2019 Cuma
TÜFEK, MİKROP VE ÇELİK_Jared Diamond
✮✮✮✮
“İnsanlar
neden farklı kıtalarda farklı hızda gelişti? Neden şu anda Avrupalı ve Asyalı
halklar zenginlik ve güç sahibi de başkaları değil? Örneğin neden Amerika,
Afrika ve Avustralya yerlileri gidip Avrupalıları ve Asyalıları öldüremedi,
egemenlikleri altına almadı, onların köklerini kazıyamadı?”
Bu sorulara
yanıt arayan araştırmacı-yazar insan ırkının Afrika’dan tüm dünyaya yayılan
serüvenine genel bir ışık tutuyor. Bitki ve hayvan türlerinin evcilleştirilmesiyle avcı ve toplayıcı grupların yerleşik hayata geçmelerinin nasıl bir
tetikleyici güce dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
18 Kasım 2019 Pazartesi
İMKANSIZIN ŞARKISI_Haruki Murakami
✮✮✮
Hamburg’a
yaptığı uçak yolculuğu sırasında dinlediği bir şarkı 37 yaşındaki Toru Watanabe’ye
üniversite yıllarını hatırlatır. En
yakın arkadaşı Kizuki’nin intihar ettiği yıl. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko (küçük
yaşta ablasının intiharına şahit olmuştur) ile Watanabe bu intiharın acısını
birlikte yaşarlar. Bu olay onları birbirlerine yaklaştırır fakat travmayı
atlatamayan Naoko, şehirden uzak bir tedavi merkezinde kalmaya başlar. Watanabe
bir taraftan okula devam eder, bir taraftan çalışır. Sık sık Naoko’ya mektup
yazar. Birkaç kez de onu ziyarete gider. Bu arada hayat dolu, canlı bir kız
olan Midori ile tanışır. Naoko’yu sevmekte, ona karşı kendini sorumlu hissetmektedir.
Tedavisi tamamlandığında ona Midori’den bahsetmeyi düşünür fakat gelen bir telefonla
tüm dengesi alt üst olur. Naoko intihar etmiştir.
9 Kasım 2019 Cumartesi
AYLAK ADAM_Yusuf Atılgan
✮✮✮✮
“Dünyada
hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı
mı insan yuvarlanır. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine,
sanatına. Çocuklarına tutunanlar da vardır.”
Tüm bu değerlerin
sahte, ikiyüzlü ve gülünç olduğunu düşünen C. Kendisi için gülünç olmayan tek tutamağı
aramaktadır. Sevgi. Kendisiyle birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın. Bay C.
maddi açıdan rahat birisidir. Çalışmaya ihtiyacı olmadığından tüm zamanını
bu kadını arayarak geçirir.
3 Kasım 2019 Pazar
GO OYUNCUSU_Shan Sa
✮✮✮✮✮
Mançurya’da,
Japon istilası sırasında Bin Rüzgârlar Meydanı’nda bir oyun tahtasının üstünde
hayatı tanıyor iki insan. Biri Japon askeri, diğeri Çinli bir genç kız. Japon
askeri Çinli kılığında. Bu oyun tahtasının başında rekabet var, söze ve
harekete hiç dökülmeyen tutku var. Ve aşk var yaşanmayan. Go oyununda ezilenle
ezen eşitleniyor. Çevrede ise karmaşa hüküm sürüyor. Direnişçiler, bombalar,
işkence gören öğrenciler. Japon askeri, o oyun tahtasının başında, bunca
karmaşa arasında, çocukluğundan beri ruhuna sahip çıkmış olan savaşçılığı
sorgulamaya başlıyor. Genç kız ise kadınların ezildiği bir toplumda, go
oyununda bile olsa, kendini eşitliyor. İki insan, birbirlerinden bağımsız ama
aynı yerde, aynı oyunun başında olgunlaşıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
