26 Mayıs 2018 Cumartesi

GERMİNAL_Emile Zola

✮✮✮✮✮

Makine şefliği işinden kovulan Etienne, yeni bir iş bulmak ümidiyle Kuzey Fransa'daki Montsou'ya gelir. Maden işçileri oldukça zor koşullar altında ve düşük ücretle çalışmalarına rağmen, ekonomik buhrandan dolayı, iş sahibi olduklarına şükrederler. Etienne iş istediğinde önce yok dense de bir işçi kadının ölümü üzerine, Maheu adındaki bir işçinin aracılık etmesiyle kömür arabası itmek üzere işe alınır. İki oğlu ve bir kızı ile madende götürü usulü çalışan Maheu’nun ayrıca evde dört küçük çocuğu, eşi ve yaşlı babası vardır. Tüm diğer madenci evleri gibi kazandıklarıyla geçinemeyecek durumdadırlar. Borç alarak, acımasız bakkala yalvararak, zenginlerin evine giderek yemek bulmaya çalışırlar. Etienne, Maheu’nun evinde kiracı olarak kalmaya başlar. İşçiler, son zamanlarda birçok şey sebep gösterilerek kesilen ücretlerden dolayı artık para yetiştiremez ve geçinemez hale gelirler. Öfkeli ve haksızlıklara tahammülü olamayan Etienne, yardım sandığı adı altında bir proje başlatır. O, artık işçilerin lideri konumundadır. Şartların iyileştirilmesi için yöneticilerle görüşseler de talepleri kabul edilmez. Erternasyonal'in (uluslararası işçi örgütlenmesi) de yardımıyla grev kararı alırlar. Önce Montsou'da başlayan grev daha sonra diğer kömür madenlerine de sıçrar. Greve katılmayan ocaklara binlerce kişiyle yürüyerek çalışmaları durdururlar, işçilerin madene inmesine engel olurlar. Her gittikleri yerde yakıp yıkarlar. Etienne, öfkeli işçi grubuna söz dinletemez. Onların önünde sürüklenmektedir. İşletme sahipleri madende çalışmak üzere dışarıdan işçi getirince Etienne liderliğindeki işçiler, askerler tarafından korunan ocağa yürürler. Askerlere taş atarlar. Çıkan ateşli saldırıda Maheu ile birlikte yaklaşık yirmi kişi ölür. Bunun üzerine şirket olayları yatıştırmak için ocakları açar.  Fakat işçilerin durumunda bir düzenlemeye gidilmez. Ancak her şey yıkılıp yok edildikten sonra yeni bir düzenin oluşturulabileceğini düşünen işçi Souvarine, ocak girişinin kaplamalarına zarar verir. İşçiler madene indikten sonra çöküntüler ve su basmaları yaşanır. İşçilerin çoğu dışarı çıkmayı başarır. Etienne’in içinde bulunduğu yirmi kişilik bir işçi grubu madende mahsur kalır. Kurtarma ekipleri ulaştığında sadece Etienne hayattadır. Altı hafta hastanede kalan Etienne, Paris'e gitmeye ve Enternasyonel'de çalışmaya karar verir. 

21 Mayıs 2018 Pazartesi

TEMELLERİN DURUŞMASI 1-2_Ahmet Kabaklı

✮✮✮✮✮

 “Temellerin Duruşması, bulabildiğimiz belgeler, okuyabildiğimiz kitaplar ışığında, yakın tarihimize tutmaya çalıştığımız bir ışıktır. Büyük emeklerle, ancak üç yılda çıkardığımız bu kitap, yakın tarihimizi yanlış aksettiren bazı kaba yalanları gidermek, doğruları araştırma fikrini milletimize arz etmek maksadıyla yazıldı. Varlığı ile iftihar ettiğimiz, ilânından bir yıl sonra doğduğumuz ve ömrünü beraber yaşadığımız Cumhuriyet'in ve son iki yüz yılın "yakın" tarihi genellikle yanlış okutulmaktadır. İlim çağında ve demokrasi iddiasında olan Türkiye'nin yalan ve menfaat karanlığına daha fazla terk edilmesi, ona zulümdür”.

13 Mayıs 2018 Pazar

ÇANAKKALE MAHŞERİ_Mehmet Niyazi

✮✮✮✮
Ey Boğaz’ın hülyalı suları!.. Şimdi hürriyetin neşesiyle yeşil tepelerin eteklerine köpüklü dalgacıklarınızla dantelalar işliyorsunuz. Sizleri çiğnemeye gelen o çelik devlere karşı kükreyemez miydiniz! Bir millet, bir ümmet, bir medeniyet kaderini sizlere emanet etmişti. Yüzyıllardan beri canları pahasına sizleri koruyana sadakatinizi esirgememeniz için Cideli Mehmet Çavuş’un, Lapsekili Ali’nin, Kilitbahirli Yüzbaşı Hasan’ın, Libyalı Üsteğmen Mevsuf’un kurban olmaları mı lazımdı!..

Siz ey Kanlısırt, Kocaçimen, Kabatepe, Alçıtepe!.. Baharın şu günlerinde üzerinize bir gelinlik gibi düşen güneşin pırıltıları altında bahtiyar uyuyorsunuz. Pütürgeli Bilal, Yozgatlı Kınalı Murat, Ezineli Yahya Çavuş, Konyalı Mıstık ve iki yüz elli üç bin vatan evladı kemiklerini sizlere siper etseydiler, haliniz nice olurdu! Bedelinizin ağırlığını göstermek için mi alev saçan namlulara karşı lavlarınızı püskürtmediniz!…..
Ve siz hayatlarının baharında şehadet mertebesine erenler!.. Alemlerin Rabbi sizler için “diridir” derken, destanınızı fanilerin yazamayacağına da işaret ediyor. Biz yazamasak  da kanlarınızla yoğurduğunuz tepelerde rüzgar ebediyete kadar cenginizi terennüm edecek, mahzun vadilerde sütun sütun fatihalarla yükselen mezar taşlarınızı gökler selamlayacak!..

“…Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri koruyan Cenab-ı Allah’larından ayırmak için başka ne yapılabilir!..”

                                                            Müttefik Orduları Başkomutanı General Jean Hamilton
“Bir asker için mutluluk denen bir şey varsa, Türk'lerle omuz omuza savaşmaktır diyebilirim. Fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba, en önemli yemekleriydi; sağlıksız su içerlerdi; çamur barınaklarında yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi savaşırlardı… Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvî bir vatan sevgisi vardır. Ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet ferdi daha görmedim."
                                                  5. Osmanlı Ordusu Kumandanı Mareşal  Liman Von Sanders

3 Mayıs 2018 Perşembe

FALCI_Stephen King

✮✮✮

NewYork'ta avukatlık yapan Billy Halleck, trafik kazasında yaşlı bir çingene kadının ölümüne sebep olur. Polis Şefi Duncan Hopley olayı derinlemesine incelemez. Birlikte golf oynadığı Hakim Cary Rossington ise kazada suçu olmadığına karar verir. Mahkeme çıkışında ölen kadının babası Billy’ye yaklaşarak yanağına dokunur ve “incel” der. O sıralar yüz on üç kilo olan Billy günden güne kilo kaybetmeye başlar. Birçok test yapılsa da bir hastalık teşhisi konulamaz. Sorunun psikolojik olduğunu düşünürler. Fakat Billy, yaşlı çingenenin kendisine söylediklerini aklından çıkaramaz. Haksız yere aklanmasına yardım eden Hakim Cary Rossington ve Polis Şefi Duncan Hopley’in de ne olduğu bilinemeyen ağır hastalıklardan muzdarip olduğunu öğrendiğinde lanetlendiklerine inanır. Yaşlı çingene onlara da dokunmuştur. Polis Şefi Duncan Hopley, beylik tabancasıyla kendini vurarak intihar eder. Hakim Cary Rossington da 3. kattan kendini hava boşluğuna bırakır. Billy başına gelenlerin haksızlık olduğunu düşünür. Ona kalırsa otomobili kullanırken dikkatini dağıtan eşi de suçludur, iki taşıtın arasından yola çıkan çingene kadın da ve hatta kadının yola çıkmasına engel olamayan yaşlı adam. Göçebe bir hayat yaşayan çingeneleri bulmak için yola çıkan Billy, elli sekiz kiloya kadar düşer. Billy Halleck, yaşlı çingene Taduz Lemke’yi, lanetini geri alması için ikna edebilecek mi dersiniz?

28 Nisan 2018 Cumartesi

CAN PARASI_Fakir Baykurt

✮✮✮✮

“Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.”
1974 Sait Faik ödülü almış olan kitap, yazarın hayatı ve eserleriyle ilgili yapılmış bir röportajla başlıyor ve köyden, kasabadan dramatik insan manzaraları sunduğu yirmi bir öyküsünü barındırıyor.

18 Nisan 2018 Çarşamba

SEMERKANT_Amin Maalouf

✮✮✮✮
Semerkant'a kısa bir süre önce gelen Ömer Hayyam, sokakta İbn-i Sina'nın öğrencisi olan bir adamın dayak yemesine dayanamayıp olaya müdahale eder. “Zındıkça” diye tabir edilen şiirlerinden dolayı onu tanıyanlar apar topar kadı Ebu Tahir’in huzuruna çıkarırlar. Ebu Tahir, Ömer Hayyam’ı oldukça iyi karşılar, dostça davranır. Ömer Hayyam'a bir defter hediye eder. Ömer Hayyam, bu defteri herkesten gizlediği rubailerini yazmak için kullanır. Selçuklu veziri Nizamülmülk’le tanışan Hayyam bir buluşma talebi alır. Vezirle buluşmak için yola çıkan Hayyam, kaldığı bir handa Hasan Sabbah ile tanışır. Nizamülmülk, Hayyam'dan bilgilerini sunmasını ve hafiyelerin başı olmasını ister. Teklifi kabul etmeyen Hayyam kendi yerine genç ve yetenekli Hasan Sabbah’ı tavsiye eder. Zaman geçtikçe görevinde güçlenen Hasan Sabbah, sultan Melikşah’la arasını açtığı vezir Nizamülmülk’le karşı karşıya gelir. Güç savaşını kaybeden Hasan Sabbah ülkeden sürülür. Alamut’ta insanlarda dehşet uyandıran haşhaşi ordusuyla Hasan Sabbah tekrar ortaya çıkar. Yıllar önce tanıştığı Ömer Hayyam’ı Alamut’a davet eden Hasan Sabbah, istediğini elde edemeyince Hayyam’ın yazmasını ele geçirir ve yazmanın peşinden Hayyam’ın da geleceğini ümit eder. Fakat Hayyam doğduğu topraklara döner ve orada vefat eder. Yıllar sonra Moğol istilasına uğrayan ülkede, Alamut Kalesi de nasibini alır. Kalenin eşsiz kütüphanesi yerle bir edilir ve Hayyam'ın tek eseri olan Semerkant yazması esrarengiz bir şekilde yitip gider.
İkinci bölümde  Ömer Hayyam ve onun rubailerine hayran olan Amerikalı Benjamin Omar Lesage'ın 1895 yılında Hayyam'ın tek el yazması eserine kavuşma mücadelesi yer alır. Semerkant yazmasının peşinden İstanbul'a gelir, İran'da demokratikleşme hareketleriyle tanınan ve ülkeden sürüldüğü için İstanbul’da yaşayan Cemaleddin Afgani ile tanışır. Onun aracılığıyla Ömer Hayyam'a ait tek el yazmasının İran'da bulunduğunu öğrenen Benjamin, yeniden yollara düşer. Ömer Hayyam’ın yazmasını bulmak içim Prenses Şirin ona yardım eder. İran'a gelmesi beklenen demokrasi için bir süre orada tanıştığı arkadaşlarıyla birlikte savaşır. Fakat demokrasiye yeni kavuşan İran, Rus ve İngiliz baskılarına yenik düşerek rejim değiştirir. Umutları yıkılan Benjamin ve Şirin, yanlarında Hayyam’ın el yazmasıyla soluğu Batı'da alırlar ve evlenirler. Amerika’ya gitmek için Titanic'le yaptıkları yolculuk büyük bir felaketle sonuçlanır. Buz dağına çarparak batan gemiden kurtulmayı başarsalar da Hayyam’ın Semerkant Yazması onlar kadar şanslı değildir.


8 Nisan 2018 Pazar

KARINCANIN SU İÇTİĞİ_Yaşar Kemal

✮✮✮✮

Şeref madalyalı bir savaş gazisi olan Poyraz Musa, mübadele ile gitmemiş Rum Vasili, Lena, Kadri Kaptan ve anası Melek Hatun;  Ege’de Kaz Dağı’nı gören Karınca Adası’nda yaşarlar. Zamanla onlara savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan; mübadeleyle Yunanistan’dan gelen, Anadolu’daki savaştan kaçmış, yoksulluktan bitap düşmüş insanlar katılır.  Hüsmen, Nişancı Veli, Dengbej Uso, Baytar Cemil, Musa Kazım Ağaefendi, Dr.Salman Sami ve Dr. Halil Rifat, Hasan Çavuş… ve her gelen kendi hikayesiyle gelir.