6 Ekim 2017 Cuma

PRİMROSE SOKAĞI'NDAKİ ADAM_James Renner

David Neff çok satan bir cinayet kitabının yazarıdır. Eşi Elizabeth küçük bir kızken ikiz kardeşi kaçırılır ve ondan bir daha haber alınamaz. Elizebeth hayatı boyunca bu olayın etkisinden kurtulamamıştır.Oğlunun doğumundan hemen sonra intihar eder. Bu olay David'i çok sarsar ve artık yazamamaktadır.Onu içinde bulunduğu buhrandan çıkarmak isteyen arkadaşı Primrose Sokağı'ndaki adamın ilginç ölümünden bahseder. Adam vurulmuştur fakat ölüm sebebi kurşun değil kesilen parmaklarından oluşan kan kaybıdır.Üstelik kesilen parmaklar öğütücüde parçalanmıştır. Konu ilerledikçe olay yerinde Elizabeth'in ve David'in parmak izleri bulunur.
David her zaman "Mutlaka basit bir açıklaması vardır." der.
Benim için oldukça ilginç başlayan bu kitap tam bir hayal kırıklığı ile son buldu. Polisiye diye başla, bilim-kurgu ile bitir. Kocaman yumurtalar ve dev kurbağalar (?) Basit açıklama dediğin bu mudur David?

4 Ekim 2017 Çarşamba

ACIMAK_Stefan Zweig

✮✮✮✮

Teğmen Holfmiller bir arkadaşının aracılığıyla  Kekesfalva Villasına davet edilir. Askerlik yaşamı onun insanlarla ilişkilerinin zayıf olmasına sebep olmuştur. Fakat davetteki nefis yemekler, içki, neşeli sohbet onun da açılmasını sağlar. Teğmen burada herkesle dans eder. Yalnız evin sahibinin kızıyla dans etmeyi unutmuştur. Onun yanına giderek dansa davet eder. Bu davet üzerine sinir krizi geçiren Edith’le böyle tanışır. Edith küçük yaşta geçirdiği bir hastalık sonucu yürüyememektedir. Uzun süredir devam eden ve sonuca ulaşamayan tedaviler onu oldukça  yıpratmıştır. Teğmen vicdan azabı nedeniyle af dilemek için Edith’i ziyaret eder. Oldukça iyi karşılanır. Teğmen sık sık onun ziyaretine gelmeye başlar. Onun gelişi dış dünyadan kopuk yaşayan Edith’in hayatında büyük bir değişim getirir. Teğmen, Edith’in doktoru Kondor’un anlattıklarıyla Kekesfalva’nın dolandıracağı kadına aşık olduğunu, onunla evlenerek konağa ve zenginliğe kavuştuğunu öğrenir. Kekesfalva daha sonra değişmiş, eşinin güvenine layık olmak için dürüst bir yaşam kurmuştur. Fakat halk arasında dedikodular oldukça yaygındır. Kanser olan karısının tedavisi için büyük bir servet harcasa da eşi ölmüştür. Şimdi de kızının iyileşmesi için her yolu denemektedir ve bir umut için her şeyini feda edebilecek güçtedir. Bir zaman sonra Teğmen, Edith’in aşk itirafıyla şaşkına döner. Ona sadece merhamet duymaktadır. Onun bir kadın olduğunun bile farkında değildir. Ne onun aşkını kabul edecek duyguları ne de onu reddedebilecek cesareti vardır. Kondor reddedilmenin Edith için bir felakete sebep olacağını, Teğmenin onun ölümünden sorumlu olacağını söyler. Kekesfalva’nın da kızıyla ilgili yalvarışları üzerine merhametine yenilen Teğmen, Edith’le nişanlanır. Fakat arkadaşları bunu duyduğunda -zenginliği için sakat bir kızla evleneceğini düşünecekleri için- alelacele nişanı inkar eder. Nişanın gerçek olduğunu duyduklarında arkadaşlarının, nişanı inkar ettiğini duyduklarında Kekesfalva ve Edith’in yüzüne bakamayacaktır. İntihar ederek bu onursuzluktan kurtulmaya karar verir. Akıl aldığı komutanı onu başka bir yere naklettirir. O ayrılır ayrılmaz Edith’in intihar ettiğini, kısa bir süre sonra babasının da öldüğünü öğrenir. Vicdan azabıyla kıvranan Teğmen için o arada başlayan dünya savaşı bir kurtuluş  olmuştur. Dört yıl sonunda üstün cesaret madalyasıyla geri döner. Savaşta gördüğü ve yaşadığı cehennem, yaptığı şahsi bir hatayı daha kabullenebilinir bir hale getirmiştir onun gözünde. Tekrar yaşamaya başlar. Bir gece opera salonunda Dr.Kondor’u görene kadar… 

‘’…insanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiçbir hata unutulmuş değildir.’’

30 Eylül 2017 Cumartesi

SEFİLLER_Victor Hugo

✮✮✮✮
Kız kardeşinin çocuğunu açlıktan kurtarmak için ekmek çalan Jean Valjean yakalandığında beş yıl hapis cezası alır. Fakat mahkumiyeti sırasında kaçmaya çalıştığı için cezasını tamamlaması tam 19 yıl alır. Cezası bittiğinde yeniden hayata tutunmaya çalışır fakat eski bir mahkum olduğu için toplum tarafından dışlanır. Ne açlığını giderebilecek ekmek ne de soğuk günlerde ısınabilecek bir yer bulabilir. Yolu bir piskopos ile kesişir. Piskopos ona yemek ve yatacak yer sunar. Fakat o piskoposun gümüşlerini çalarak kaçar. Yakalanması uzun sürmez ve suçunu onaylaması için piskoposun karşısına getirilir. Piskopos durumu görünce gümüşleri kendisinin verdiğini, hırsızlığın söz konusu olmadığını söyleyerek onun serbest bırakılmasını sağlar. Dahası ona iki gümüş şamdan daha verir ve karşılığında tek bir şey ister. Tüm bu gümüşleri iyi bir insan olma yolunda kullanacaktır. Yıllar geçer ve Jean Valjean sahte bir kimlik ile iş hayatına atılır. Çok zengin olur, üstelik kasabanın belediye başkanı olarak yardımsever ve sevilen birisidir. Polis şefi Javert onun göründüğü gibi biri olmadığı konusunda her zaman şüphelenmiştir. Fakat Jean Valjean’ın konumu nedeniyle elinden bir şey gelmez. Küçük bir kızı olan Fantine, fakir bir işçidir. İşini kaybettiğinde hayat kadınlığına sürüklenir. Günün birinde tutuklanma tehlikesine karşı onu Jean Valjean kurtarır ve hastaneye yatırır. Fakat Fantine yaşadıklarına daha fazla dayanamaz ve ölür. Jean Valjean’dan kızına sahip çıkmasını ister.Jean Valjean’ a benzeyen masum biri tutuklanır. Jean Valjean kendi yerine başkasının tutuklanmasını vicdanına sığdıramaz ve gerçek kimliğini açıklar. Fakat Fantine’e verdiği sözü yerine getirebilmek için bir kez daha kaçar. Fantine’in küçük kızı Cossette’in yerini bulur. Cossette beş senedir bir han işleten Thénardierlerle kalmaktadır. Thenardierler Cosette'i pis işlerini gören bir hizmetçi gibi kullanmakta, ona hakaret etmektedir. Jean Valjean onu serbest bırakmaları için para öder. Birlikte Paris'e giderler. Yıllar sonra Cosette artık büyümüş ve güzel bir kız olmuştur. Jean Valjean kaçak hayatına bir şekilde devam eder fakat polis şefi Javert peşini bırakmaz. Cosette, Marius adındaki gence aşık olur. Fakat Javert, Jean Valjean’ın izini bulunca birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Bu sırada ihtilal başlar ve Marius ayaklananların arasında yer alır. Ayaklanma sırasında Javert yakalanır ve esir düşer. İdam edileceği zaman Jean Valjean ortaya çıkar ve idam etme görevi ona verilir. Fakat Jean Valjean, Javert’in kaçmasına izin verir. Bu sırada ihtilal sert bir şekilde bastırılır ve Marius yaralanır. Onu ölümden ise yine Jean Valjean kurtarır. Marius’un tüm arkadaşları öldürülür ve Jean Valjean yaralı Marius’u hastaneye götürürken Javert’e yakalanır. Fakat Jean Valjean ölümü göze alarak Marius’u hastaneye götürür. Javert hiç bir şey yapmaz. Daha sonra görevini yerine getirmediği ve duygularını işine karıştırdığı için intihar eder. Marius iyileşir ve Cosette ile evlenir. Jean Valjean, Javert’e verdiği sözü tutarak teslim olmaya gider fakat Javert’in öldüğünü öğrenir. Bir süre sonra kendisi de hayata veda eder. Bir zamanlar piskoposun ona hediye ettiği iki şamdanı yanından hiç ayırmamıştır ve öldükten sonra da şamdanlar mezarının başucuna konulur.

26 Eylül 2017 Salı

HAYVAN ÇİFTLİĞİ_George Orwell

✮✮✮✮
Bay Jones’in sahibi olduğu Beylik Çiftliğindeki tüm hayvanlar Koca Reis adlı yaşlı bir domuzun rüyasını dinlemek üzere toplanırlar. Koca Reis hayatlarının sefillik ve kölelikten başka bir şey olmadığını, hayvanların emeğiyle üretilenlerin insanlar tarafından çalındığını anlatarak rüyasında hayvanların insanlardan kurtulup daha mutlu bir şekilde yaşadığını gördüğünü söyler. Koca Reis bu toplantıdan birkaç gün sonra ölür. Artık hayvanların kafasına özgürlük fikri aşılanmıştır. Uzun süre aç kalan hayvanlar ambarın kapısını kırarak karınlarını doyurmaya başladıklarında Bay Jones ve adamları  hayvanları kırbaçlamaya başlarlar. Ayaklanan hayvanlar Jones ve adamlarını çiftlikten kovarlar. Çiftliğin adını Hayvan Çiftliği olarak değiştirirler. Artık çiftliğin tüm işleri hayvanlar tarafından yapılacaktır. Hayvanların en akıllıları olan domuzlardan Snowball ve Napolyon yönetimde söz sahibidir. Okumayı bilen Snowball ve Napolyon Hayvan Çiftliği’nin kurallarını belirleyen Yedi Emir’i iri harflerle samanlığın duvarına yazarlar. Bay Jones, çiftliğini tekrar geri almak için saldırsa da hayvanların direnişi karşısında başarısız olur. Snowball ve Napolyon yel değirmeni yapılması konusunda karşı karşıya gelirler. Hayvanların büyük bir kısmının Snowball’ı desteklediğini gören Napolyon gizlice büyüttüğü köpekler sayesinde onu çiftlikten kovar ve yönetimi ele geçirir. Snowball’ı hain ilan eder. Çiflikte ne zaman bir olumsuzluk yaşansa Snowball’ın gizlice gelip yaptığı telkin edilir. Napolyon yönetiminde günler geçtikçe baskı ve zulüm artmaya başlar. Hayvanların yiyecekleri azaltılır, havyanlar mutsuzluğa, ümitsizliğe kapılmaya başlarlar. Napolyon’un sert, baskıcı rejiminde hayvanlar daha çok çalışırlar. İnsanlar için değil kendileri için çalıştıkları fikriyle teselli bulurlar. Napolyon ve diğer domuzlar hem çalışmazlar hem de en iyi şekilde beslenirler. Bırakın karşı çıkmayı küçük bir ima bile hayvanların boğazlanmasıyla son bulur. Napolyon, Yedi Emir’i kendi çıkarları doğrultusunda değiştirir. Yönetimi ele geçiren domuzlar artık hayvanların kötü olarak gördüğü insanlardan farksızdır. Öyle ki domuzlar artık insan kıyafetleri giyip iki ayak üzerinde yürümeye başlamışlardır. Artık “Hayvanlar Eşittir Ama Bazı Hayvanlar Diğerlerinden Daha Eşittir” temel ilke olmuştur. Domuzların insanlarla ilişkileri oldukça ilerlemiştir. Bir gece insanlar ve domuzlar çiftlik evinde yiyip içip eğlenirler, daha sonra kavgaya tutuşurlar. Camdan içeri bakan diğer hayvanlar, onların yüzlerine baktıklarında hangisinin insan hangisinin domuz olduğunu ayırt edemezler.


22 Eylül 2017 Cuma

ÇILGINLIĞIN ÖTESİ_Stephen King

✮✮✮
Polis kocası Norman Daniels’ın on dört yıl boyunca sözlü ve fiziksel saldırılarına maruz kalan Rosie defalarca hastaneye gitmek zorunda kalmıştır. Bebeğini düşürmüştür. Fakat onca yıl boyunca kocasının kendisine çok daha kötü şeyler yapacağı korkusuyla ne olanları başkasına anlatabilmiş ne de evden uzaklaşabilmiştir. Bir sabah kalktığında yatağında bir damla kan görür. Norman’ın sinirlenmemesi için tüm yatak takımını değiştirmesi gerekmektedir. Bir damla kan ve geçirdiği on dört acı dolu yıl. Çantasını ve kocasının kredi kartını alarak evden ayrılır. Yol üzerinde karttan bir miktar para çekerek kartı çöpe atar, terminale gider. Bulabildiği ilk otobüsle batıda bir şehre gider. Otobüsten indiğinde ne yapacağını bilemez haldedir. Yolculara Yardım bürosuna giderek şehre gelme sebebini anlatır. Görevli onun gibi kadınlara yardım eden “Kızlar ve Kızkardeşler” isimli bir sığınma evinin adresini verir. Rosie bu evde kalmaya başlar. Paraya ihtiyaç duyduğunda evlilik yüzüğünü satmak için rehinciye gider, Bill’le tanışır. Orada gördüğü bir tablodan çok etkilenir ve onu satın alır. İş bulur,yeni bir daireye taşınır. Tabloyu odasına asar fakat her baktığında tabloda küçük değişiklikler görür. Bir gece tablonun içine girer, tablodaki kadın için bir iyilik yapar. Uyandığında olanları hatırlamaz. Fakat tabloya baktıkça parça parça bazı anlar canlansa da rüya mı gerçek mi bilemez.Bu arada Norman, karısının kaçmasına oldukça sinirlenmiştir.Kendisine ait olan biri, üstelik de onun kartını alarak kaçmaya nasıl cesaret edebilmiştir.İş arkadaşlarının her konuşmasını ve gülmesini üzerine alınır. Bunu Rosie’ye ödetecektir. Onu bulacak ve onunla yakından konuşacaktır. Önce çöpe atılan kartı bulur sonra Rosie’nin bindiği otobüsü. Onun yaşadığı şehre gelir ve yardım istediğini düşünerek terminaldeki görevlinin evine gider. Onu öldürerek Rosie’nin gittiği sığınma evini öğrenir. Sığınma evinin yardım kampanyası için düzenlediği organizasyona kılık değiştirerek katılır. Rosie’nin geleceğinden emindir. Fakat Rosie geç kalır ve Norman’ı sığınma evinden bir kadın tanır. Arbede çıkar, polisler gelinceye dek Norman oradan uzaklaşır. Sığınma evine giderek oranın yöneticisi olan kadını öldürür ve Rosie’nin ev adresini öğrenir. Rosie’nin evi polis korumasında olsa da  Norman iki polisi öldürür ve evin tüm elektriklerini keser. Rosie tabloya girerek Norman’ı da oraya çeker. Tabloda ki kadın Norman’ı öldürür. Rosie’nin yaptığı iyiliğin bedeli ödenmiştir. Rosie tablodan çıkar ve onu yakar.


KOKU_Patrick Süskind

✮✮✮✮
Jean Babtiste Grenouille, çok sıcak bir günde Fransa, Rue Aux Fers’de bir balıkçı tezgâhının yanında doğar. Balık temizleyen annesi sancı geldiğinde elindeki bıçakla bebeği kendinden ayırır ve ölmesi için pis kokulu balık artıklarının içinde bırakarak bayılır. Çevredekiler onun yardımına koşarlar ve ağlayan bebeği fark ederler. Daha önceki beş bebeğini de doğurup ölüme bıraktığı ortaya çıkınca annesi idam edilir. Yeni doğan çocuk sütanneye verilir. Bir zaman sonra sütanne bu çocuğun diğer çocuklardan farklı olduğu, insan gibi kokmadığı, onun bir şeytan olduğu iddiasıyla onu kendisine veren pedere geri getirir. Grenouille, Madam Galliard’ın yetimhanesine yerleştirilir. Herkes ondan uzak durur.Granouille tüm insani duygulardan yoksun olarak büyür. Granouille’nin diğer insanlar gibi kokusu yoktur fakat çok iyi koku almaktadır. Kilometrelerce uzaktan bile her kokuyu ayırt edebilir. Biraz büyüdüğünde bir dericinin yanında çalışmaya başlar, boş zamanlarında orada var olan tüm kokuları tanımak için şehirde gezer. Bir gün patronu tarafından, işlenmiş derileri bir parfüm dükkânına teslim etmek üzere gönderilir. Granouille, orada kokular konusundaki marifetini gösterince parfümcü onu işe alır. Uzun zamandır işleri iyi gitmeyen ve iflas etmek üzere olan parfümcü Granouille’nin üstün koku yeteneği sayesinde çok iyi kokular üretmeye başlar ve bu sayede tekrar şehrin en ünlü parfümcüsü olup çok iyi paralar kazanır. İnsanların ve şehrin kokusundan bıkan Granouille, günlerce süren bir yolculuktan sonra hiçbir insan kokusunun olmadığı bir dağa yerleşir. Yedi yılın sonunda kendine ait bir kokusu olmadığını fark eder. Gördüğü bir kabusla, kendi kokusuzluğunun sonucu olan sisin onu öldüreceğinden korkar. “İnsan” olmak için kendine bir koku yapmaya karar verir. Bu amaçla genç, güzel ve bakire kızların peşine düşer. Onları öldürmeye ve parfümcülere özel bir yöntemle kokularını almaya başlar. Genç kızların sürekli öldürülmesi şehirde büyük korku salmıştır. Şehrin en güzel kızının babası durumu anlayıp kızıyla bir yolculuğa çıkar. Fakat Granouille’nin en büyük amacı zaten o kızın kokusunu alabilecek yeteneğe sahip olmak için denemeler yapmaktır. Granouille kızın kokusunu takip ederek onları konakladıkları yerde bulur. Kızı öldürerek kokusunu alır. Bir süre sonra cinayetleri işleyenin Granouille olduğu anlaşılır. İdam edileceği gün Granouille, yarattığı kokuyu sürerek tüm kalabalığı büyüler. Herkes onun suçsuz olduğu konusunda hemfikirdir. En iyi kokuyu yapan Granouille için artık yapacak başka bir şey kalmamıştır. Kokunun tamamını kullandığında onu melek gibi gören insanlar ondan bir parça almak isterler, onu paramparça ederler hatta yerler. Granouille’dan geriye hiçbir şey kalmaz.


SUÇ VE CEZA_Dostoyevski

✮✮✮✮✮✮
Rodya Romanoviç Raskolnikov, St. Petersburg şehrinde hukuk fakültesinde okuyan başarılı bir öğrencidir. Fakir olduğu için hayatını ve öğretimini devam ettirmekte oldukça zorlanır ve hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalır. Yaşadığı pis ve köhne odanın kirasını bile ödeyemez durumdadır.Tefeci bir kadına giderek saatini satar. Karşılığında aldığı para ile meyhaneye gider. Fakirler ile zenginler arasında acımasız ayrıma bir anlam veremez. Raskolnikov içindeki çatışmalara dayanamaz. İnsanların zor durumda kalmalarından yararlanan tefeci kadını öldürecektir. Onu öldürecek, paralarını alacak, öğrenimini tamamlayıp topluma faydalı bir insan olacaktır ve dünyayı kötü, değersiz bir parazitten temizleyecektir.  Günlerce kafasında ölçer biçer. Kadının evine giderek onu baltayla vahşice öldürür. O anda, kadının üvey kız kardeşi beklenmedik biçimde içeri girdiğinden, Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Müşterilerin rehin için bıraktıkları birkaç küçük süs eşyasını alır ve kimseye görünmeden oradan ayrılır. Kimsenin kendisini görmediğini bildiği halde, Raskolnikov son derecede tedirgindir. Bir zamanlar iç çelişkiler yaşamasına neden olan şeytan ortadan kaybolmuş fakat ondan daha da kötü olan vicdan azabı gelmiştir. Duyduğu pişmanlıklar ve iç çekişmeler Raskolnikov’u iyice bitkin düşürür. Ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrıldığında polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. İmdadına en yakın arkadaşı olan Razumikin yetişir. Ona destek olur, doktor bulur ve elinden gelen her şeyi yapar. "Katilin cinayet yerine dönmesi" kuralına uygun olarak, yakalanmayı, rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam, öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanIısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petroviç, Raskolnikov'un katil olduğunu düşünür. Raskolnikov’un kötüye giden durumuna bir de şüphecilik ve korku eklenir. Sürekli birilerinin onu izlediğini düşünür. Cinayeti birilerinin gördüğü yada en azından onun yaptığını bildiğini düşünür. Bu tedirginlik onun durumunu daha da kötüye sürükler. Raskolnikov bu duruma daha fazla dayanamaz ve işlediği cinayeti ara sıra buluştuğu, arkadaşlık ettiği Sonya’ya anlatır. Ardından polise teslim olur ve cezasını çekmek üzere hapse gönderilir. Sonya ona acır ve suçunu polise itiraf etmesi ve bedelini ödemesi gerektiğini söyler. Sonunda vicdan azabı Raskolnikov'a suçunu itiraf ettirir. Sibirya'ya sürgün edilir.