29 Mart 2017 Çarşamba

KAYIP SEMBOL_Dan Brown

✮✮✮
Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon’a sabahın erken saatinde telefon gelir. En yakın arkadaşlarından biri olan Peter Solomon adına sekreteri Langdon’u Wahington’daki konferansta konuşma yapması için çağırır. Langdon konferans salonuna geldiğinde salonda kimseyi bulamaz. Neler olduğunu anlamaya çalışırken giriş salonunun ortasında kesik bir el ortaya çıkar. El Peter’a aittir. Onu telefonla arayan biri (Malakh) arkadaşını tekrar görmek istiyorsa Washinton’daki gizlenmiş sırrı gece yarısına kadar bulmasını ister. İnanılan gizlenmiş sır insana olağanüstü bir güç bahşedecek olan “kayıp kelime”dir. Bu sırrı bulmak için Washinton’da gizlenmiş olan piramidin bulunması gerekmektedir. Piramit aslında bir haritadır ve sırrın nerede saklı olduğunu gösterir. Langton birbiri ardına çeşitli ipuçlarını değerlendirerek piramidi bulur, şifreyi oluşturur ve Malakh’a söyler. Malakh’ın tüm vücudu dövmelerle kaplıdır. Başının tam üzerinde kalan boş alanı gizlenmiş sırla tamamlayacak, kendi bedenini adak olarak sunacak ve dönüşümünü tamamlayacaktır. Fakat işler düşündüğü gibi ilerlemez. Çıkan karmaşa sonrası ölür. Langdon şifreyi bulmuştur fakat gizlenmiş sır için Peter ona çok daha farklı bir bakış açısı sunar.  
LAUS DEO “Tanrı’ya şükürler olsun.”
“Başlangıçta kelime vardı. Kelime yolu aydınlatacak.”

25 Mart 2017 Cumartesi

Bereketli Topraklar Üzerinde_Orhan Kemal

✮✮✮
Topraksız ve araçsız olan İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali iş bulma umuduyla İç Anadolu’daki köylerinden Çukurova’ya doğru yola çıkarlar. Bir fabrikanın sahibi olan hemşehrilerini ararlar. Onun yardımıyla işe alınırlar. Açık ve temiz havaya alışkın olduğundan, Köse Hasan ağır ve pis havalı fabrikaya dayanamaz, hastalanır. Bir handa, parasız, pulsuz ölür. İki arkadaş, fabrikadaki haksızlıklara ve ırgatbaşının haracına baş kaldırırlar. Fabrika sahibinin, hemşehrileri olduğundan, kendilerini koruyacağını düşünürler. Fakat  ikisi de işten atılır. Çalışmak zorundadırlar. Pehlivan Ali, köyünden bir kızla sözlüdür. Para kazanarak çift çubuk sahibi olacak, sevdiğiyle evlenecektir. Yusuf ise evine bir gazocağı götürecek, köylülerin hayranlığını kazanacaktır. Bir inşaatta iş bulurlar. Fatma adındaki kadın Ali’nin olanca parasını yer bitirir. Ali işini aksatmaya başlar. Bu yüzden inşaattan kovulur. Bir köylüsünün yardımıyla bir çiftlik ağasının patozunda iş bulur. Ali güçlü kuvvetlidir. Patoz ise hem ağır, hem dikkat isteyen iştir. Üstelik geceleri de çalıştırılır. Bir gece uykusuzluktan dengesini kaybeder, iki ayağını birden makinaya kaptırır, kan kaybından ölür. Yusuf çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile kendisini sevdirmiş, iyi bir duvarcı ustası olmuştur. Biraz para yaptıktan sonra köyüne döner.

23 Mart 2017 Perşembe

KUYUCAKLI YUSUF_Sabahattin Ali

✮✮✮
Kuyucak’ta Yusuf’un yaşadığı köyü haydutlar basar, ailesini öldürürler. Olay yerine gelen kaymakam daha çocuk yaşta kimsesiz kalan Yu­suf'u evlat edinir. Daha sonra Kuyucak’tan ayrılan Kaymakam Edremit’te görev yapmaya başlar. Kaymakam'ın Yusuf'tan az küçük Muazzez adında bir kızı vardır. Muazzez ve Yusuf kardeş gibi büyümeye başlarlar. Kaymakamın eşi Şahende Hanım, Yusuf'a üvey annelik yapmakta, onu hiç sevmemekte, fırsat buldukça onu hırpalamaktadır. Yusuf büyüdükçe Muazzez onun üzerine titrediği bir varlık olur. Kasabanın külhanbeyi, hovardalığıyla ün salmış Şakir, bayram yerinde Yusuf'un yanında Muazzez'e laf atar, Bunun üzerine Yusuf ona vurur. Şakir, bunu hiç unutmaz, Muazzez'i elde etmek için kaymakamı kumara oturtur, onu borca sokar. Borcuna karşılık Muazzez'i ister ondan. Kaymakam mecburen kabul etmek zorunda kalır. Yusuf, parayı arkadaşı Ali’den alarak borcu öder. Muazzez, bu sefer de Ali ile evlenmek zorundadır. Muazzez'i elde etmeyi kafasına koymuş olan Şakir, kaza süsü vererek Ali’yi öldürür. Çok güçlü olduğu için ceza almaktan da kurtulur. Muazzez, Yusuf'a onu sevdiğini itiraf eder. Şahende Hanım, kızını Yusuf'la evlendirmektense zengin Şakir'le evlendirmeyi tercih etmektedir. Yusuf ve Muazzez komşu köylerden birine kaçar ve orada nikahlanırlar. Kaymakam, onları affeder, geri dönerler. Onlara kol kanat geren kaymakam ölünce, Yusuf gezici köy tahsildarlığına verilir. Yusuf göreve gidince, Şahende evini içki ve eğlence merkezi yapar. Olay her yerde duyulur. Yusuf, evine gelince durumu gözleriyle görür. Karmaşa sırasında lamba söner ve oda karanlığa gömülür. Yusuf rastgele ateş eder. Karısını alıp şehirden ayrılır fakat yolda onun da yaralı olduğunu fark eder. Sabah  karısı ölür, onu gömdükten sonra ortadan kaybolur.


21 Mart 2017 Salı

YÜZÜNCÜ AD_Amin Maalouf

✮✮✮
Evdokim adlı bir Rus, Libya'nın Cübeyl ilinde eski bir antika dükkanı ve kitapçısı olan Baldassare Embriaco'ya "Yüzüncü Ad" adlı kitabı sorar. Rus’a göre 1666 yılında dünyanın sonu gelecektir. Bu sonu engelleyecek tek şey ise Allah'ın yüzüncü adının yazıldığı iddia edilen Yüzüncü Ad adlı kitaptır. İlerleyen zamanlarda bir çok kişi Embrioca'nın dükkanına gelerek Yüzüncü Ad'ı sorarlar. 1665 yılına gelindiğinde dünyanın sonunun geleceğine dair söylentiler dilden dile dolaşmaktadır. Yaşanan panik ortamı içinde, adı geçen kitap yedi sekiz yıl önce Cübeyl'e sığınmış yaşlı ve yoksul bir Müslüman olan Hacı İdris tarafından Baldassare'a armağan edilir. Baldassare ise kitabı okumaya fırsat bulamadan, Fransa'yı temsil ettiği için hayır diyemediği bir saray görevlisine satar. Pişman olup kitabın peşinden İstanbul'a gider. Birbirini takip eden olaylar neticesinde İzmir’e, Cenova’ya, Portekiz’e, Hollanda’ya gitmek zorunda kalır. Eve dönmek isteğiyle yola çıktığında Londra' ya uğrar ve kitapla ilgili bilgiler edinir. Kitabı alan rahibin adresine gider, kitabı satın almak ister. Adam kitabı satmayacağını fakat  Arapça yazılı kitabı ona açıklaması karşılığında kitabı verebileceğini söyler. Garip bir nedenledir ki Baldassare kitabı her okumaya başladığında gözlerine bir perde iner, okuyamaz. Rahibe kendi uydurduğu şeyleri okuyormuş gibi anlatır. Kitapla birlikte Cenova'ya döner ve evlenir. 1666 yılını geçirirler. Böylece Yüzüncü Ad macerası biter. 

19 Mart 2017 Pazar

BÖĞÜRTLEN KIŞI_Sarah Jio

✮✮✮✮

Böğürtlen Kışı- 1933 yılında Amerika’nın Seattle şehrinde olağanın dışında olarak Mayıs ayında kar yağar. Üç yaşındaki oğlu ile huzurlu bir hayat süren Vera’nın en büyük acısı gün içinde oğlunu bırakarak işe gitmektir. Yine her sabah olduğu gibi oğlunu öperek işe gider. Fakat eve geri döndüğünde oğlu ortada yoktur. En sevdiği oyuncak ayısı da karların içindedir. Hayatını oğluna adayan kadın için bir anlamda hayat sona ermiştir.

Yıllar ileri sarar ve 80 yıl sonrasına 2013 yılına gelir. 80 yıl sonra yine Mayıs ayında kar yağar. Gazeteci olan Claire de bu olayı haber yapmak ister ve geçmişi araştırırken 80 yıl önce yaşanan kayıp olayını farkeder. Evlat kaybetme acısını bilen Claire bu olayı daha derinlemesine araştırmak ister ve olayın derinliklerine girmeye başlar. Fakat araştırması onu geçmişi ile güzleşmeye ve gizemleri ortaya çıkartmaya başlar. Vera ile kendisi aslında pek farklı değillerdir.

17 Mart 2017 Cuma

ACI TÜTÜN_Necati Cumalı

✮✮✮
1952 yılında Urla’da tütün piyasasının açılması ocak ayının ikinci haftasını bulur. Tüm ümitlerini tütünden gelecek paraya bağlamış olan köylüler sigara dumanından göz gözü görmeyen kahve köşelerinde bekleyip, eski bir radyo ile sabahtan akşama kadar haber bültenlerini dinlerler. Kendi aralarında tahmini fiyatlar belirlerler. Fakat Tekel’in saptadığı fiyatlar çok düşüktür. Urlalı ekiciler tütünlerini satmamaya karar verirlerse de, direnmeleri kısa sürer. Komşu ilçelerde satışlar sona ermek üzeredir. Urlalılar da örgütsüz, yetersiz boykotlarından ister istemez vazgeçip tütünlerini satarlar. Sadece arabacı Yusuf sözünün eri çıkar, ne çabalarla yetiştirdiği yedi balya tütünü, yok pahasına tüccara kaptırmaktansa, meydana getirip gözler önünde yakar.
Tütün fiyatının belirleneceği gergin bekleyişin yanı sıra, ekici Ferit Taşçı ile nikâhlandığı halde bir türlü birleşemeyen Binnaz’ın aşkları, ilçe Sağlık Merkezi başhekiminin mutsuz evliliği, yalnızlığı ve İzmir Milletvekili Bedri Alagöz’ün ekicileri atlatması gibi yan olaylarla zenginleştirilmiştir.

16 Mart 2017 Perşembe

FÜREYA_Ayşe Kulin

✮✮✮
Cumhuriyet tarihinin ilk kadın seramik sanatçısı olan Füreya Koral’ın hayat hikayesi ile birlikte dönemi de anlatılır.
1910 yılında doğan Füreya, konakta kalabalık bir ailenin içinde büyür. Aile içinde yaşanan bir kargaşa sonrası büyük babası vurulunca aileyi zorlu günler bekler. Savaşın başlaması ile durumları daha da kötüye gider ve bu yüzden konaklarını satmak zorunda kalırlar. Füreya’nın babası Mustafa Kemal’ın sınıf arkadaşıdır ve savaş boyunca onun yanında yer almıştır. Füreya Atatürk ile dokuz yaşında iken tanışma fırsatı bulur. Fransızca bilgisi ve keman çalması ile Atatürk’ü etkiler ve Atatürk, Füreya’nın defterine “Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı ve memlekete bir şeyler vermelisiniz” yazar. Bu Füreya’yı oldukça etkiler ve hayatını buna göre şekillendirmeye başlar. Erken yaşta evlenen Füreya ilk evliliğinde umduğunu bulamaz. Eşinin ona kötü davranması sonucu çocuğunu kaybeder, bunalıma girer ve evliliğini sonlandırır. İkinci evliliğini tüm itirazlara rağmen Atatürk’ün yakın arkadaşı Kılıç Ali ile yapar. Ankara sosyetesinde yerini alır. 1938’de Atatürk’ün ölümü ile Kılıç Ali derin bir bunalıma girer. Onu mutlu etmek isterken Füreya da verem hastalığına yakalanır. İsviçre’de tedavi görür. Hastalığı ile boğuşurken hobi olarak sanatın içine girer. Fransa’da seramik sanatına yönelir. İlk sergisi ile büyük beğeni kazanır. Seramik sanatı sayesinde dünyaca ünlenir ve kendi atölyesinde pek çok da öğrenci yetiştirir. Yeğenini evlat edinerek hayatında eksik olan evlat özlemini de bu şekilde dindirir. Fakat bunların hiç biri ikinci evliliğini kurtarmaya yetmez. Ülkesine bir çok değerli eser bırakarak 1997 yılında yılında vefat eder.