11 Kasım 2017 Cumartesi

GARDİYAN_Dolores Redondo

✮✮
Dedektif olan Amaia Salazar, zor bir çocukluk geçirmiştir. Küçük yaşta, akıl hastası olan annesinden gördüğü şiddetle ölümden dönmüştür. Halasının yanında büyümüş, sonra doğduğu kasabadan ayrılarak kendine farklı bir yaşam kurmuştur. Ünlü bir heykeltıraş olan kocası James’le uyumlu bir çifttirler, fakat çocukları olmamaktadır. Bir gün, yaşadığı şehir bir cinayetle sarsılır. Doğduğu kasabada henüz ergenlik çağındaki bir kız öldürülmüştür. Ceset, bir ormanda bulunmuştur. Kıyafeti boydan boya yırtılmış olan kızın üzerine bölgede çok bilinen bir tatlıdan bir parça konulmuştur. Cinayeti araştırmak için görevlendirilen Amaia doğduğu kasabaya dönmek zorunda kalır. Araştırmalar sürerken, aynı yaşlarda iki kız daha öldürülür. Cinayetleri işleyenin bir “yaratık” olduğu iddiaları atılır ortaya. Basajaun, bölgede yaşayanların yüzyıllardır ormanda yaşadığına ve uzun süredir ortalarda görünmediğine inandığı bir yaratıktır, adeta ormanın gardiyanıdır. Amaia tatlıdaki un karışımını analiz ettirir ve bu unun kız kardeşinin işletmekte olduğu fırında kullanıldığını ortaya çıkarır. Kız kardeşi Flora bunu öğrendiğinde katilin, alkol tedavisi olan kocası Victor olduğunu anlar ve onunla yüzleşir. Victor kızları öldürdüğünü itiraf eder.

9 Kasım 2017 Perşembe

BEYEFENDİ_Erdoğan İzgören

✮✮✮
Küçük bir Anadolu kasabasında doğan Ali, büyük bir şehirde dört yıl okuduktan sonra İzmir’de bir liseye öğretmen olarak atanır. Onun okul, köy ve öğretmenlik hayatından kesitler sunan Beyefendi, Anadolu insanına yabancılaşan aydının romanıdır.
“Kopuk, anasından başka düşünür, babasından başka giyinir. Onların giyimlerinden, düşüncelerinden,  davranışlarından, konuşmalarından utanır. O artık Beyefendi´dir. Anadolu insanı onun yanında rahat değildir. Dudaklarına kibar, nazik ve fakat sahte bir tebessüm sürer, karşısında ceketini düzeltir, ağzının kenarına iliştirdiği sigarayı çıkarır, hatta tokalaşmak için ellerini ceketine siler. Ama Anadolu insanının bu davranışında gizli ve aşılmaz bir zırh vardır. Anadolu insanı O´na kendisini kapatmıştır artık. Kopuk, zamanla kendine kapılarını kapatan toplumdan öcünü almaya çalışır.
Masa başına geçerler, karşılarında el pençe divan duran kendi insanından intikam alırlar...”

7 Kasım 2017 Salı

OSMANCIK_Tarık Buğra

✮✮✮
Ertuğrul Gazi’nin el avuca sığmaz oğlu Osmancık, güçlü ve kuvvetlidir. Herkes tarafından sabırsız ve öfkeli olarak bilinir ve bu nedenle de onun devlet yönetiminden çok uzak olduğunu düşünürler. Kendisi de bunun farkında olduğundan bu tür işlerle pek uğraşmaz. Osmancık, yoldaşları Konur Alp, Sungur, Gazi Rahman, Akça Koca ile birlikte ava çıkmayı, komşu beyliklere eğlenceye gitmeyi  daha çok sevmektedir. Ede Balı ile tanışmasından sonra Osmancık değişir ve bambaşka bir yön tutmaya başlar. Osmancık ufka dalıp dünyanın çok büyük olduğunu düşünürken yanına gelen Ede Balı, ona “Dünya’yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz oğul! Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimiz. Önce bu yüzden küçülüyor sonra da Dünya’yı çok büyük görüyoruz, der ve ilave eder: Dünya bir ömür için, bir tek insan için büyüktür. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil!” Osmancık, Ede Balı’nın kızı Malhun Hatun’a âşık olur fakat Ede Balı’nın kızını vermemesi Osmancık’ı bir değişim ve arayış içine sürükler. Kendisinden ne beklenildiğinin arayışı içindedir. Osmancık, Ede Balı’nın tekkesinde kaldığı bir gün rüyasında Ede Balı’nın göğsünden çıkan bir ayın kendi göğsüne girdiğini, sonra bir çınar ağacı şeklinde dünyaya dal budak saldığını görür. Dört yana rahmet ve nur yağdıran bir çınar ağacıdır. Rüyanın tabirine göre, bu ay Malhun Hatun, bu çınar ağacı ise Osmancık’ın kuracağı devlettir. Osmancık tüm bu olanlardan sonra kararını vermiştir. Kılıcını, yayını, topuzunu kendisi için değil, soyu sopu için, soyunun amacı için kullanacaktır. Osmancık’taki değişimi gören Ede Balı kızı ile evlenmesine izin verir. Osmancık, yaşlanmış olan babası Ertuğrul Gazi’nin yerine beğ seçilir. Osman Beğ, ilk iş olarak civardaki Türk boylarını birleştirir. Yeni topraklar alınır, kaleler düşürülür yeni gelenler, bu topraklara yerleştirilir. Savaş, akın, ganimetin paylaşılması, yerleşme biçimi, doğumlar, evlenmeler, dostluk ve düşmanlıklar her şey bir düzene bağlanmıştır. Yöredeki herkes hayatından, malından emindir. İnegöl, Yarhisar, Aydos, Bilecik, İznik kaleleri alınır. Sırada Bursa vardır. Fakat Bursa çok iyi korunmaktadır. Kuşatma yapılır. Bu kuşatmayla oğlu Orhan ilgilenmektedir. Bu sırada Orhan hem yönetimde hem gazada olgunlaşmış, başarılara ulaşmıştır. Bundan sonra tek amaç Bursa’yı almaktır. Bu sırada Osman Beğ’in baba dostları, yoldaşları birer birer vefat etmektedir. Osman Beğ ise ölüm döşeğinde oğlundan gelecek zafer haberini beklemektedir. Sonunda nal seslerini duyar ve gülümser. Bursa alınmıştır. Osman Beğ beklediği habere ulaşmıştır. O, huzur içinde ölürken yeni bir dönem başlar. 

4 Kasım 2017 Cumartesi

ORHAN VELİ Bütün Şiirleri

✮✮✮✮
Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950)
Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusudur. 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırmıştır. "Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımlanmıştır.
ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.


1 Kasım 2017 Çarşamba

GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ_Ayşe Kulin

✮✮✮✮
Ayşe Kulin’in 1984’te yayınlanan ilk kitabıdır. Bozkırda Susuz Büyür Çiçek, Güneşe Dön Yüzünü, Kominis Nedir, Yoksullara Yardım, Bir Cenaze Töreni, Sami Bey’in Ruhu, Vitrinde, Bar, Bir Çekim Günü isimli öykülerden oluşur. Yazar, çocukluk yıllarından beri algıladığı, gözlemlediği siyasal yansımaları, çevresindeki insanların zaaflarını, özlem ve beklentilerini dile getirmiştir.

28 Ekim 2017 Cumartesi

ÇANKAYA_Falih Rıfkı Atay

✮✮✮✮
Ata­türk’ü çok yakından tanıyan biri olan Falih Rıfkı ATAY tarafından kaleme alınmış bu eser Türk siyasi hayatına ışık tutmuş, akıcı ve samimi bir dille yazılmıştır. Atatürk hakkındaki başka yerde bulama­yacağımız özel bilgilere ulaşabilirsiniz. Üç ana bölümde ele alınabilir. Birinci bölümde; (1881-1908) Atatürk’ün çocukluk ve gençliği, (1908-1914) Meşrutiyet, (1914-1918) 1. Dünya Savaşı anlatılır. İkinci bölümde ise Osman­lı Devletinin yok oluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nîn doğuşu anlatılır. Son Bölüm İse Atatürk’ün değişik konulardaki görüşleri ve karakteri üzerinedir.
Harf inkılabı ile ilgili bir bölüm:
Atatürk 1928 yılı haziranında Ankara’da bir ko­misyon kurulmasını Maarif Vekili, rahmetli Necati’den istedi. Dolmabahçe Sarayı’nda ziyaretine gittiğim Atatürk, “Hemen Ankara’ya git, komisyona katıl ve bu işi çabuk bitiriniz.” dedi. Komisyon alfabesini İstanbul’da Atatürk’e ben getirdim. Uzun uzun tetkik etti. Konuştuklarından birtakımı “q” harfin­de ısrar ediyordu. Hatta bir aralık Atatürk bu tavizde bulunmaya da karar verdi. Ertesi gün vazgeçirdîk. Bu arada bir “q” harfi tehlikesi atlattık. Biz Türkçe kelimelerde “k”nin ince ses­lilerle daima “ke”, kalın seslilerle “ka” okunduğunu düşüne­rek, “q”yu alfabeye almamıştık. Ben yeni yazı tasarısını getir­diğim günün akşamı Kâzım Paşa (Özalp) sofrada:
Ben adımı nasıl yazacağım. “Q” harfi lazım diye tuttur­du. Atatürk de:
– Bir harften ne çıkar, kabul edelim, dedi.

Böylece Arap kelimesini Türkçeleştirmekten alıkoymuş olacaktık. Sofrada ses çıkarmadım. Ertesi günü yanına gitti­ğimde meseleyi yeniden Ata’ya açtım. Atatürk el yazısı majüsküllerini (büyük harf) bilmezdi. Küçük harfleri büyütmekle yetinirdi. Kâğıdı aldı Kemal’in baş harfini “q”nun büyütülmü­şü ile, sonra da “k”nın büyütülmüşüyle yazdı. Birincisi hiç ho­şuna gitmedi. Bu yüzden “q” harfinden kurtulduk. Bereket Atatürk, “q”nun majüskülünü “Q” bilmiyordu. Çünkü “Q”, “k”nın büyütülmüşünden “K” daha gösterişli idi.”

26 Ekim 2017 Perşembe

BİR MUCİZEDİR YAŞAMAK_Maupassant

✮✮
Yazarın on dört öyküsünün yer aldığı eser. İhanete Uğrayan Bir Adam, Bir Mucizedir Yaşamak, Sevdi-Sevildi-Öldü, Ölümüne Aşk, Öksüz Çocuk, Onurlu Kadın, Ay Işığı, Can Dost, Avcı İki Kardeş, Bayan Kokot, Ben de Zenginim, Sevgilimin Kokusu, Gizemli Kadın, Sorun Yaratan Güzellik.
Kitabın arka kapağındaki öykü:
Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu gole atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken ayni soruyu sorar: “Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı” diye cevap verir genç çırak.
Tuzun tadını aldın mı?” diye sorar yaşlı adam, “Hayır” diye cevaplar çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: “Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”