Dedektif
olan Amaia Salazar, zor bir çocukluk geçirmiştir. Küçük yaşta, akıl hastası
olan annesinden gördüğü şiddetle ölümden dönmüştür. Halasının yanında büyümüş, sonra
doğduğu kasabadan ayrılarak kendine farklı bir yaşam kurmuştur. Ünlü bir
heykeltıraş olan kocası James’le uyumlu bir çifttirler, fakat çocukları
olmamaktadır. Bir gün, yaşadığı şehir bir cinayetle sarsılır. Doğduğu kasabada henüz
ergenlik çağındaki bir kız öldürülmüştür. Ceset, bir ormanda bulunmuştur.
Kıyafeti boydan boya yırtılmış olan kızın üzerine bölgede çok bilinen bir
tatlıdan bir parça konulmuştur. Cinayeti araştırmak için görevlendirilen Amaia
doğduğu kasabaya dönmek zorunda kalır. Araştırmalar sürerken, aynı yaşlarda iki
kız daha öldürülür. Cinayetleri işleyenin bir “yaratık” olduğu iddiaları atılır
ortaya. Basajaun, bölgede yaşayanların yüzyıllardır ormanda yaşadığına ve uzun
süredir ortalarda görünmediğine inandığı bir yaratıktır, adeta ormanın
gardiyanıdır. Amaia tatlıdaki un karışımını analiz ettirir ve bu unun kız
kardeşinin işletmekte olduğu fırında kullanıldığını ortaya çıkarır. Kız kardeşi
Flora bunu öğrendiğinde katilin, alkol tedavisi olan kocası Victor olduğunu
anlar ve onunla yüzleşir. Victor kızları öldürdüğünü itiraf eder.
"Kitap okuru ölene kadar binlerce farklı hayat yaşar. Hiç kitap okumayan biri ise sadece tek bir hayat yaşar."
11 Kasım 2017 Cumartesi
9 Kasım 2017 Perşembe
BEYEFENDİ_Erdoğan İzgören
✮✮✮
Küçük bir Anadolu
kasabasında doğan Ali, büyük bir şehirde dört yıl okuduktan sonra İzmir’de bir
liseye öğretmen olarak atanır. Onun okul, köy ve öğretmenlik hayatından
kesitler sunan Beyefendi, Anadolu insanına yabancılaşan aydının romanıdır.
“Kopuk,
anasından başka düşünür, babasından başka giyinir. Onların giyimlerinden,
düşüncelerinden, davranışlarından,
konuşmalarından utanır. O artık Beyefendi´dir. Anadolu insanı onun yanında
rahat değildir. Dudaklarına kibar, nazik ve fakat sahte bir tebessüm sürer,
karşısında ceketini düzeltir, ağzının kenarına iliştirdiği sigarayı çıkarır,
hatta tokalaşmak için ellerini ceketine siler. Ama Anadolu insanının bu
davranışında gizli ve aşılmaz bir zırh vardır. Anadolu insanı O´na kendisini
kapatmıştır artık. Kopuk, zamanla kendine kapılarını kapatan toplumdan öcünü
almaya çalışır.
Masa başına geçerler, karşılarında el pençe divan duran kendi insanından
intikam alırlar...”
7 Kasım 2017 Salı
OSMANCIK_Tarık Buğra
✮✮✮
Ertuğrul
Gazi’nin el avuca sığmaz oğlu Osmancık, güçlü ve kuvvetlidir. Herkes tarafından
sabırsız ve öfkeli olarak bilinir ve bu nedenle de onun devlet yönetiminden çok
uzak olduğunu düşünürler. Kendisi de bunun farkında olduğundan bu tür işlerle
pek uğraşmaz. Osmancık, yoldaşları Konur Alp, Sungur, Gazi Rahman, Akça Koca
ile birlikte ava çıkmayı, komşu beyliklere eğlenceye gitmeyi daha çok sevmektedir.
Ede Balı ile tanışmasından sonra Osmancık değişir ve bambaşka bir yön tutmaya
başlar. Osmancık ufka dalıp dünyanın çok büyük olduğunu düşünürken yanına gelen
Ede Balı, ona “Dünya’yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz oğul! Hırsımız,
sabırsızlığımız, bencilliğimiz. Önce bu yüzden küçülüyor sonra da Dünya’yı çok
büyük görüyoruz, der ve ilave eder: Dünya bir ömür için, bir tek insan için
büyüktür. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek
bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil!” Osmancık, Ede Balı’nın kızı Malhun Hatun’a âşık olur fakat Ede
Balı’nın kızını vermemesi Osmancık’ı bir değişim ve arayış içine sürükler.
Kendisinden ne beklenildiğinin arayışı içindedir. Osmancık, Ede Balı’nın
tekkesinde kaldığı bir gün rüyasında Ede Balı’nın göğsünden çıkan bir ayın
kendi göğsüne girdiğini, sonra bir çınar ağacı şeklinde dünyaya dal budak saldığını
görür. Dört yana rahmet ve nur yağdıran bir çınar ağacıdır. Rüyanın tabirine
göre, bu ay Malhun Hatun, bu çınar ağacı ise Osmancık’ın kuracağı devlettir. Osmancık
tüm bu olanlardan sonra kararını vermiştir. Kılıcını, yayını, topuzunu kendisi
için değil, soyu sopu için, soyunun amacı için kullanacaktır. Osmancık’taki
değişimi gören Ede Balı kızı ile evlenmesine izin verir. Osmancık, yaşlanmış
olan babası Ertuğrul Gazi’nin yerine beğ seçilir. Osman Beğ, ilk iş olarak
civardaki Türk boylarını birleştirir. Yeni topraklar alınır, kaleler düşürülür
yeni gelenler, bu topraklara yerleştirilir. Savaş, akın, ganimetin
paylaşılması, yerleşme biçimi, doğumlar, evlenmeler, dostluk ve düşmanlıklar
her şey bir düzene bağlanmıştır. Yöredeki herkes hayatından, malından emindir. İnegöl,
Yarhisar, Aydos, Bilecik, İznik kaleleri alınır. Sırada Bursa vardır. Fakat
Bursa çok iyi korunmaktadır. Kuşatma yapılır. Bu kuşatmayla oğlu Orhan ilgilenmektedir.
Bu sırada Orhan hem yönetimde hem gazada olgunlaşmış, başarılara ulaşmıştır.
Bundan sonra tek amaç Bursa’yı almaktır. Bu sırada Osman Beğ’in baba dostları,
yoldaşları birer birer vefat etmektedir. Osman Beğ ise ölüm döşeğinde oğlundan
gelecek zafer haberini beklemektedir. Sonunda nal seslerini duyar ve gülümser.
Bursa alınmıştır. Osman Beğ beklediği habere ulaşmıştır. O, huzur içinde
ölürken yeni bir dönem başlar.
4 Kasım 2017 Cumartesi
ORHAN VELİ Bütün Şiirleri
✮✮✮✮
Orhan Veli
Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950)
Melih
Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip
akımının kurucusudur. 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı
sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında
birçok eser sığdırmıştır. "Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman
alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul
edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak
tanımlanmıştır.
ANLATAMIYORUM
Ağlasam
sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir
misiniz,
Gözyaşlarıma,
ellerinizle?
Bilmezdim
şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse
kifayetsiz olduğunu
Bu
derde düşmeden önce.
Bir
yer var, biliyorum;
Her
şeyi söylemek mümkün;
Epeyce
yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
1 Kasım 2017 Çarşamba
GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ_Ayşe Kulin
✮✮✮✮
Ayşe Kulin’in
1984’te yayınlanan ilk kitabıdır. Bozkırda Susuz Büyür Çiçek, Güneşe Dön
Yüzünü, Kominis Nedir, Yoksullara Yardım, Bir Cenaze Töreni, Sami Bey’in Ruhu,
Vitrinde, Bar, Bir Çekim Günü isimli öykülerden oluşur. Yazar, çocukluk
yıllarından beri algıladığı, gözlemlediği siyasal yansımaları, çevresindeki
insanların zaaflarını, özlem ve beklentilerini dile getirmiştir.
28 Ekim 2017 Cumartesi
ÇANKAYA_Falih Rıfkı Atay
✮✮✮✮
Atatürk’ü
çok yakından tanıyan biri olan Falih Rıfkı ATAY tarafından kaleme alınmış bu
eser Türk siyasi hayatına ışık tutmuş, akıcı ve samimi bir dille yazılmıştır. Atatürk
hakkındaki başka yerde bulamayacağımız özel bilgilere ulaşabilirsiniz. Üç ana
bölümde ele alınabilir. Birinci bölümde; (1881-1908) Atatürk’ün çocukluk ve
gençliği, (1908-1914) Meşrutiyet, (1914-1918) 1. Dünya Savaşı anlatılır. İkinci
bölümde ise Osmanlı Devletinin yok oluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nîn doğuşu
anlatılır. Son Bölüm İse Atatürk’ün değişik konulardaki
görüşleri ve karakteri üzerinedir.
Harf inkılabı
ile ilgili bir bölüm:
Atatürk 1928
yılı haziranında Ankara’da bir komisyon kurulmasını Maarif Vekili, rahmetli
Necati’den istedi. Dolmabahçe Sarayı’nda ziyaretine gittiğim Atatürk, “Hemen
Ankara’ya git, komisyona katıl ve bu işi çabuk bitiriniz.” dedi. Komisyon
alfabesini İstanbul’da Atatürk’e ben getirdim. Uzun uzun tetkik etti.
Konuştuklarından birtakımı “q” harfinde ısrar ediyordu. Hatta bir aralık
Atatürk bu tavizde bulunmaya da karar verdi. Ertesi gün vazgeçirdîk. Bu arada
bir “q” harfi tehlikesi atlattık. Biz Türkçe kelimelerde “k”nin ince seslilerle
daima “ke”, kalın seslilerle “ka” okunduğunu düşünerek, “q”yu alfabeye
almamıştık. Ben yeni yazı tasarısını getirdiğim günün akşamı Kâzım Paşa
(Özalp) sofrada:
Ben adımı nasıl yazacağım. “Q” harfi lazım diye tutturdu. Atatürk de:
– Bir harften ne çıkar, kabul edelim, dedi.
Böylece Arap kelimesini Türkçeleştirmekten alıkoymuş olacaktık. Sofrada ses
çıkarmadım. Ertesi günü yanına gittiğimde meseleyi yeniden Ata’ya açtım.
Atatürk el yazısı majüsküllerini (büyük harf) bilmezdi. Küçük harfleri
büyütmekle yetinirdi. Kâğıdı aldı Kemal’in baş harfini “q”nun büyütülmüşü ile,
sonra da “k”nın büyütülmüşüyle yazdı. Birincisi hiç hoşuna gitmedi. Bu yüzden
“q” harfinden kurtulduk. Bereket Atatürk, “q”nun majüskülünü “Q” bilmiyordu.
Çünkü “Q”, “k”nın büyütülmüşünden “K” daha gösterişli idi.”
26 Ekim 2017 Perşembe
BİR MUCİZEDİR YAŞAMAK_Maupassant
✮✮
Yazarın on
dört öyküsünün yer aldığı eser. İhanete Uğrayan Bir Adam, Bir Mucizedir Yaşamak,
Sevdi-Sevildi-Öldü, Ölümüne Aşk, Öksüz Çocuk, Onurlu Kadın, Ay Işığı, Can Dost,
Avcı İki Kardeş, Bayan Kokot, Ben de Zenginim, Sevgilimin Kokusu, Gizemli
Kadın, Sorun Yaratan Güzellik.
Kitabın arka
kapağındaki öykü:
Hintli bir
yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün
çırağını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak
döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini
söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri
tükürmeye başlar. “Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap
verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az
ilerideki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu gole atıp,
gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan
suyu koluyla silerken ayni soruyu sorar: “Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı”
diye cevap verir genç çırak.
Tuzun tadını
aldın mı?” diye sorar yaşlı adam, “Hayır” diye cevaplar çırağı. Bunun üzerine
yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der:
“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır.
Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda
yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun
için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)