Şehir Mektupları kitabı Ahmet
Rasim’in doğup büyüdüğü şehir olan İstanbul’dan her yönüyle bahsettiği şehir,
kültür, sanat, insan merkezli onlarca mektubundan oluşmaktadır. 1890’lı
yıllarda daha ziyade Malumat gazetesinde yayımlanan mektuplarında Adalar’dan,
Bakırköy’den ve İstanbul’un çeşitli park ve bahçe alanlarından bahsederek, tasvirler
yaparak İstanbul resmi çizer. Boğazdan ve mesire alanlarından haberler verir.
Arkadaşlarıyla olan muhabbetini, şehrin güzelliklerini seyrederken karşılaştığı
ilginç olayları anlatır. Şehirde yaşanan ramazan ve bayram günlerinden bahseder.
"Kitap okuru ölene kadar binlerce farklı hayat yaşar. Hiç kitap okumayan biri ise sadece tek bir hayat yaşar."
20 Kasım 2018 Salı
17 Kasım 2018 Cumartesi
BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ_Victor Hugo
✮✮✮✮
İşlediği
cinayet üzerine idam cezası alan mahkum –ne adını biliyoruz ne de cinayet
işlemesinin sebebini- beş haftadan beri Bicetre hapishanesindedir. Bu süreyi
sürekli ölümü düşünerek geçirmiştir. Ölümün kendisi gelmeden düşüncesi onu öldürmeye
başlamıştır bile. Bu süreçte yaşadıklarını ve düşüncelerini yazmak ister. Kendisinden
sonra bunları okuyanlar belki idam cezası hakkında düşünürler ümidi içindedir. İdam
cezasının verildiği günden itibaren düşüncelerini, hislerini yazmaya başlar. Güzel,
güneşli bir ağustos gününde idam cezası almasına -oysa idam cezaları karanlık
ve hüzünlü bir salonda, yağmurlu ve soğuk bir kış gününde açıklanmaz mıydı-
hapishaneye getirilmesine, odasında kendisinden önce kalan idam mahkumlarının
duvarlarda bıraktıkları izlere, kürek cezası alan mahkumların gönderilmesine, vedalaşmak için getirilen üç yaşındaki kızına, idamdan önce rahiple
olan görüşmelerine değinir. Ve her bir çeyrek saati onun için bir yıla denk
olan son gününe…
13 Kasım 2018 Salı
DİŞİ KURDUN RÜYALARI_Cengiz Aytmatov
✮✮✮✮
Mujunkum bozkırında yaşayan
kurtlar Akbar ve Taşçaynar’ın baharda üç yavrusu olur. Akbar yavruları büyüyünce
onlarla birlikte avlanacakları günlerin hayalini kurar. Bir gün bozkırdayken anne
ve babasından uzaklaşan kurt yavruları ilk kez bir insanla karşılaşır. İnsan,
yavruları sevmeye çalışırken Akbar büyük bir hızla insanın üstüne atlar.
İnsanın başını tutup yere çökmesi üzerine
son anda ona saldırmaz ve üstünden atlar. Yavruların alıp uzaklaşır. Yavru
kurtlar büyüdüğünde kalabalık sayga sürüsüyle dolu geniş bozkırda ilk avlarına
çıkarlar. Harekete geçecekleri anda helikopter ve kamyonla gelen avcılar belirir.
Binlerce sayga öldürülür. Akbar, Taşçaynar ve yavruları kaçan sayga sürüsünün
arasında kalırlar. Yavrulardan kimi ayaklar altında ezilirken kimi avcılar
tarafından vurulur. Bu katliamda yer alan kişilerden biri de Tanrı düşüncesini
çağa uydurmak gerektiğini iddia ettiği için papaz okulundan kovulan Abdias’tır.
Devamında Abdias’ı Mujunkum bozkırındaki sayga avına sürükleyen olaylar
anlatılır. Yıllar önce bu bozkırda kurt yavrularını sevmek isterken
annelerinden canını zor kurtaran Abdias, av sonrası kan gölünün ortasında,
avcıları Tanrı’ya el açmaya, nedamet getirmeye davet edince dövülerek
öldürülür. Bu arada Aldaş gölü civarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar'ın beş
yavrusu daha olur. Ancak bölgenin altın bakımından zengin olduğu anlaşılınca
insanlar bölgeye gelirler ve alanı temizlemek için yangın çıkarırlar. Yangının
ortasında kalan kurtlar, yavrularını kaybederler. Kendileri göle atlayıp yüzerek
kurtulurlar. Ala-mengü dağlarına yerleşen Akbar ve Taşçaynar’ın burada dört
yavrusu olur. Bu yavruların da akıbeti iyi olmaz. Yavruları yuvada bırakıp ava
çıktıkları bir gün ormandan geçen çoban Bazarbay, yavru kurtların sesini duyar.
Satıp para kazanmak için dört yavru kurdu alır. Yol üzerinde çoban Boston’un
evinde geceyi geçirir. Yavrularının kokusunu takip eden Akbar ve Taşçaynar,
Boston’un evine kadar gelirler. Bundan sonraki bütün geceler Akbar ve
Taşçaynar sabaha kadar Boston'un evinin yakınlarında ulumaya başlarlar. Boston, Bazarbay’dan kurt yavruları alıp
yuvalarına geri götürmek ister ama o, çoktan yavruları satıp parasını yemiştir.
Akbar ve Taşçaynar, yavrularının intikamını almak istercesine insanlara ve
sürülere saldırırlar. Boston, kurtları tuzağa düşürür. Taşçaynar’ı öldürür. Akbar
kaçar. Uzun süre Akbar ortalıkta görünmez. Bahar geldiğinde Boston, adamlarıyla
sürüleri yaylaya doğru yola çıkarır. Kendisi de peşlerinden gidecektir. İnsanların
ve köpeklerin olmamasından faydalanan Akbar çiftliğe gelir. Boston’un iki
yaşındaki oğlunu dişlerinin arasına alıp dağlara doğru kaçmaya başlar. Boston
acıyla Akbar'ın peşine düşer. Oğluna zarar vermek korkusuyla ateş edip etmemek
konusunda tereddütlüdür. Fakat Akbar’ın oğlunu alıp götürmesine izin
vermeyecektir. Ateş eder ve Akbar’ı vurur. Yanlarına gittiğinde Akbar’ın, oğlunun göğsünü delip geçen kurşunla vurulduğunu görür. Dünyası başına yıkılır,
gözyaşlarına boğulur. Kendine geldiğinde tüfeğini alır, atına atlar, bütün bunların
sorumlusu olan Bazarbay'ı öldürür. Artık onun için yaşamanın bir anlamı
kalmamıştır. İçinde yanan ateşi söndürmek için göle gider, dalgalara doğru
ilerler...
7 Kasım 2018 Çarşamba
LEYLEKLERİN UÇUŞU_Jean Christophe Grange
✮✮
Uzun
yıllarını doktora çalışması için harcayan otuz iki yaşındaki Louise Antioche
artık harekete geçmek, hayata atılmak ister. Kendisini evlat edinmiş ailesinin
tavsiyesiyle kuş bilimci Max Böhm ile tanışır. Her yıl düzenli olarak
leyleklerin göç yollarını izleyen Max, kendi bölgesine gelen leyleklerin
ayaklarına halkalar takmıştır. Bu yıl halkalı leyleklerin hiçbiri geri
gelmemiştir. Max bunu çok şüpheli bulur. Leyleklere ne olduğunu öğrenmesi için
Louise ile anlaşır. Louise leyleklerin göç yollarını takip edecektir. Yolculuğa
çıkmadan kısa süre önce bir leylek yuvasında Max’ın cesedini bulur. Otopside
Max’ın kalp nakli olduğu ortaya çıkar ama bu nakille ilgili hiçbir kayıt
bulunamaz. Louise yola çıkar. Göç yolları üzerinde uğradığı her şehirde Max’ın
leyleklerini takip eden kuşbilimciler ona yardımcı olurlar. Kimi yerlerde ona
yardımcı olan insanlar öldürülür. Louise’i de öldürmek isterler. Leylekleri
takip ederek İsrail’e gelen Louise araştırmaları sonucunda leyleklerin
ayaklarındaki halkalar aracılığıyla elmas kaçakçılığı yapıldığını öğrenir. Bundan
sonraki durağı Orta Afrika Cumhuriyetindeki elmas madenleridir. Bu madenleri
Otto Kiefer isminde biri yönetmektedir. Max Böhl de burada çalışmıştır. Louise
burada Max Böhl ile ilgili bilgilere ulaşır. Max Böhl’e kalp nakli burada
Fransız bir doktor tarafından yapılmıştır. Nakledilen bu kalp Max’ın oğlundan
alınmıştır. Max’ın oğlu kayıtlarda hayvan saldırısı sonucunda öldü olarak
gösterilmiştir. Louise elmas madenlerine giderken konakladığı bir kampta genç
bir kız ölmüştür. Hayvanlar tarafından öldürüldüğü söylendiğinde Louise
şüphelenir ve cesedi inceler. Kalbi gayet ustalıkla çıkarılmıştır. Max Böhm
yalnızca elmas kaçakçılığına değil organ hırsızlığına da karışmıştır. Max
öldüğüne göre artık Louise, Max’a kalp naklini yapan, organ hırsızlığının
arkasında olan doktorun peşine düşecektir.
28 Ekim 2018 Pazar
ONUNCU KÖY_Fakir Baykurt
✮✮✮✮
Damalı köyünde
görev yapan öğretmen tüm köylüler tarafından sevilmekte ve saygı görmektedir. Fakat o, köyün zenginlerinden Durana ile ters
düşer. Durana kızını okula göndermek istemez, dedesinden kaldığını iddia ederek
tüm köylünün kullandığı merayı çevirip kendine tarla yapar. Köylü birlik olup
tarlasını bozunca, Durana bu işten öğretmeni
sorumlu tutar. Bir gece düğünden dönen öğretmene dayak attırır. Köylüler ertesi
sabah dere yatağında bulurlar öğretmeni, oldukça hırpalanmıştır. Herkes bu işin
kimin başının altından çıktığını bilir ama ispat edemezler. Durana’dan
şikayetçi olurlar. Durana ise Ankara ile arası iyi olan ahbabı Yunus Bey’e
gider. Öğretmenin köyde rahat durmadığını, insanların arasını açtığını,
çocuklara bir şey öğretmediğini, böyle giderse köyde öğretmen yüzünden cinayet
çıkacağını anlatır. Yunus Bey siyasi gücünü kullanarak öğretmenin başka bir köye
görevlendirilmesini sağlar. Ne savcılık, ne kaymakam ne de milli eğitim memuru
öğretmene destek olur. Haksızlığa uğrayan ve siyasi güç karşısında destek
bulamayan öğretmen görevlendirildiği köye gitmez. Öğretmenlikten ayrılarak Ortaköy
isimli bir köyde demircilik yapmaya başlar.
Kısa zamanda burada da sevdirir kendini. Zamanla gözü açılan köylüler,
ilçede yaşayan beylerin başıboş bırakılmış topraklarını sürerler. Yetişen
ekinlerden de Bey’e pay vermezler. Öğretmen
yine şikayet edilir. Ona zarar gelebileceği gerekçesiyle bu köyden de
ayrılması istenir. Korkusu dayak yemek ya da ölmek değildir. Sadece bu ülkenin
aydınlandığını görmeden ölmek istemez. Evleneceği Gülşen’i de yanına alarak Ortaköy’den
ayrılır. İki günlük yürüyüşün ardından Yaşarköy’e gelirler. Burası öğretmenin
geldiği onuncu köydür.
21 Ekim 2018 Pazar
KÜRK MANTOLU MADONNA_Sabahattin Ali
✮✮✮
İşini kaybeden ve uzun uğraşlarına rağmen hala iş bulamayan
Rasim, bir gün eski arkadaşı Hamdi’yle karşılaşır. İşsiz olduğunu öğrenen
arkadaşı ona yönetici olduğu yerde bir iş ayarlar. Getir-götür işleri yapacak,
çevirmen Raif Efendi denen orta yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada
çalışacaktır. Rasim bir süre Raif Efendiyle iletişim kurmaya çalışır fakat
karşılık bulamayınca aynı odada birbirlerinden habersizmişçesine kendi
işleriyle ilgilenir. Bir gün Raif Efendinin Hamdi’yi çizdiği bir karikatürle
karşılaşır. Hamdi’nin karakterini öyle iyi yansıtmıştır ki Rasim, bu sessiz
adamın içinde apayrı bir dünya olduğunu düşünür. Onunla daha çok ilgilenir,
arkadaşı olmaya çalışır. Raif Efendi'nin hastalanıp işe gelmediği günlerden
birinde, yapılacak bir çevirinin götürülmesi için Rasim, Raif Efendi'nin evinin
yolunu tutar. İçeri adımını atar atmaz, Raif
Efendi'nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı adam üç
kuruşluk maaşıyla oldukça kalabalık bir evin geçimini sağlamasına rağmen
sürekli ezilmekte ve saygı görmemektedir. Çok hasta olan Raif Efendi, Rasim'den
iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Rasim'in
çekmecedeki eşyaların içinde Raif Efendi’nin bir defterini bulur. Eşyaları eve getirdiğinde
Raif Efendi Rasim’den defteri yakmasını ister. Raif Efendi’yi tanımak ve
anlamak isteyen Rasim defterin bir gece kendisinde kalmasını rica eder. Bundan
sonraki bölüm genç yaşında Berlin’e okumaya gönderilen Raif’in bir sergi
salonunda görür görmez etkisinde kaldığı Kürk Mantolu Madonna tablosundaki
kadın ile tanışmasını, aşk hikayesini ve hüsranını yazdığı defteridir. O gece
defteri okuyan Rasim ertesi gün defteri vermek için geldiğinde Raif Efendi'nin
cenazesi ile karşılaşır.
14 Ekim 2018 Pazar
YORGUN SAVAŞÇI_Kemal Tahir
✮✮✮✮
Cepheden yeni dönen Topçu Yüzbaşı Cemil, İstanbul’da teyzesinin
evine yerleşir. Teyzesinin kızı Neriman’la evlilik planları yapmaktadırlar.
Evlerine misafir bekledikleri bir akşam pencereden sokakta bir kargaşaya şahit
olurlar. Polisler tarafından kovalan bir adam kaçacak yeri kalmayınca intihar
eder. Cemil dışında evdeki hiç kimse bu kişinin misafir olarak bekledikleri ittihatçıların
kodamanlarından Doktor Reşit Bey olduğunu bilmez. Ermenileri öldürme işinden
suçlu bulunup hapse atılan Reşit Bey oradan kaçırıldığında bir süre saklanması
için Cemil’in kaldığı eve gelecektir fakat ulaşamadan ölür. Savaşın
kaybedilmesinden, ülkenin işgalinden, imparatorluğun yıkılacak hale gelmesinden
sorumlu tutulan ittihatçıların avlanma dönemidir. İttihatçıların kimi
yurt dışına çıkmış, kimi tutuklanmış, kimi sürgüne gönderilmiş, kimi de
yakalanmamak için sürekli gizlenmek zorunda kalmıştır. Reşit Bey’in kaçmasını
sağlayan Patriyot Ömer, polisler tarafından aranmaktadır. Cemil, Neriman’la
birlikte Patriyot’u saklandığı yerden çıkarırlar ve daha güvenli olduğunu
düşündükleri bir eve yerleştirirler. Bu arada Reşit Bey’in de Cemil’in evine
geleceği de ortaya çıkınca Cemil evine dönemez. Bir süre saklandıktan
sonra Bandırma’ya geçer. Bundan sonra görevi,
Mustafa Kemal’in emrinde, bu bölgedeki halkı örgütlemek ve direnişe
hazırlamaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)